00:00Herkese merhaba, bugünkü incelememize hemen doğrudan konunun kalbine inerek başlayalım.
00:05Bugün hepimizin her gün bizzat yaşadığı o çarpıcı uçurumu,
00:09yani resmi ekonomik verileriyle sokağın, pazarın gerçekliği arasındaki o devasa boşluğu konuşacağız.
00:16Odak noktamız son derece net, enflasyonun kontrol altındaki acı gerçeği.
00:21Yazar Erol Sunat'ın o çok konuşulan
00:23''Enflasyon bayıldı bu cümleye başlıklı'' makalesini mercek altına alıyoruz.
00:27Sunat, resmi açıklamalarla vatandaşın günlük hayatı arasındaki o ironik zıtlığı,
00:33o kadar zekice, o kadar nokta atışı kaleme almış ki,
00:36eminim bu analizin sonunda duyduğumuz o soğuk rakamlara ve ekonomik söylemlere bakış açınız tamamen değişecek.
00:42Hadi gelin, hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:44Yazar makalesine inanılmaz etkili, muazzam bir kişileştirmeyle giriyor.
00:49Diyor ki, ''Enflasyon kontrolümüz altında'' dediler, içine içine sığmıyor enflasyonun.
00:54Bakın, enflasyonu cansız, sıkıcı bir ekonomik terim olmaktan çıkarıp adeta sinsi ve neşeli bir karaktere dönüştürüyor.
01:02Yani düşünsenize, yetkililer çıkıp kameralar karşısında ''Enflasyon düştüğü artık kontrol altında'' dediğinde,
01:09enflasyonun kendisi bu duruma üzülmek bir yana adeta halay çekiyor, ağzı kulaklarına varıyor resmen.
01:15Bu betimleme, aslında bize sunulan o algı yönetimiyle dalga geçen, son derece keskin ve acı bir mizah barındırıyor.
01:22Burada gerçekten derin, trajikomik bir ayroni var.
01:26Bir tarafa bakıyorsunuz, enflasyonun dizginlendiğini, rüzgarının kesildiğini iddia eden çok resmi, çok ciddi bir anlatı var.
01:32Ama diğer yanda, yazarın çizdiği o tabloya göre, bu açıklamalardan sonra iyice yayılan, mest olan ve ''Ya ben kontrol altındayım,
01:40benden kimseye zarar gelmez'' diyerek,
01:42bizimle, hepimizle alay eden bir enflasyon canavarı duruyor.
01:46Hatta işi o kadar ileri götürüyor ki, ''Ben kötü gün dostuyum, garibanın elinden tutarım'' bile diyor.
01:52Yani enflasyon, kırdığı kalplerin, yıktığı hayallerin sonuna kadar farkında ama o ''Sahte kontrol altındayım'' maskesinin arkasına saklanıp, yıkıma neşe içinde
02:01devam ediyor.
02:02Peki, bu mesele sadece marketteki fiyat etiketleriyle mi sınırlı?
02:05Aslında hayır.
02:06Yazar bizi çok daha derin, felsefi bir sorgulamanın içine çekiyor.
02:10Birinci bölüm, açlık ve tokluk sınırları.
02:13Hani haber bültenlerinde her ay mutlaka duyarız ya, açlık sınırı açıklandı, yoksulluk sınırı şu kadar oldu diye.
02:20İşte yazar burada ezber bozup yepyeni bir kavram atıyor masaya, tokluk sınırı.
02:25Ama yanlış anlaşılmasın, bu midenin doymasıyla ilgili fizyolojik bir sınır değil.
02:29Gözü bir türlü doymayanların, her şeye sahip olup da asla ama asla tatmin olmayanların, yani açgözlülerin sınırından bahsediyoruz.
02:38Yazar, sınır tanımayanların dünyasına çoktan geçiş yaptığımızı söylüyor.
02:42Açlık elbette devasa bir felaket, evet.
02:45Ama bu doymazlığın, bu sınır bilmezliğin getirdiği felaketleri de kesinlikle göz ardı edemeyiz.
02:50Çünkü bu doymak bilmeyen gözlerin sadece bireysel değil, küresel çapta da çok ağır sonuçları var.
02:57Yazar, tokluk sınırını fersah fersah aşan o aşırı varlıklı ülkelerin ve hatta Birleşmiş Milletlerin dünyadaki gerçek açlığa nasıl körleştiğini çok
03:06net vurguluyor.
03:07Düşünün, Gazli'de, Doğu Türkistan'da ya da Afrika'nın açlıktan kırılan ülkelerinde devasa bir insanlık dramı yaşanıyor değil mi?
03:15Ama o sözüm ona, hür dünyanın barışseverleri, yardımseverleri ortada yok.
03:20İşte bu küresel ölçekteki doymamışlığın ve empati yoksunluğunun en acı faturasıdır.
03:26Ve tam da bu noktada yazarın şu muazlam uyarısına kulak verelim.
03:30Tok açın halinden anlamamaya başladığı an, bilin ki o coğrafyada kıyamet kopmaya ramak kalmıştır.
03:36Toplumsal çöküşün asıl habercisi, ekrandaki kırmızı oklardan, ekonomik verilerden ziyade, işte bu empati kaybıdır.
03:44Eğer bir toplumda varlıklılar, yoksulların çırpınışlarına tamamen sağırlaşmışsa, yazarın deyimiyle o kıyamet aslında kapıdadır.
03:52Şimdi biraz o makroekonomik, o büyük, felsefi pencereden çıkalım da doğrudan sokağa, hepimizin şu an bizzat yaşadığı o sert, can
04:01yakan pratiğe inelim.
04:02Eminim şu soruyu her gün ama her gün kendi kendinize soruyorsunuzdur.
04:06Madem kafamıza saksı düşmedi, taş düşmedi, madem enfasyonda öyle ya da böyle kontrol altında, yahu o zaman bu fiyatlar neden
04:14kontrolden çıkmış gibi,
04:16bugün 3 lira olan bir şey nasıl oluyor da yarın 13 lira olabiliyor ve en kötüsü neden şikayet edeni duyan,
04:22burada neler oluyor diye bakan kimse yok.
04:24Bu sorunun cevabını ararken yılın en acımasız dönemlerinden birine, yani okula dönüş sezonuna çarpıyoruz.
04:30İkinci bölüm Eylül Sıkışması
04:33Eylül ayı demek, milyonlarca aile için kelimenin tam anlamıyla kabus demek.
04:39Bir yanda barınma ve geçim derdinin içinden çıkamayan, gelir belli, gider terellelli diyerek ayakta kalmaya çalışan üniversite öğrencileri var.
04:47Diğer yanda ise devletin sunduğu imkanlarla çocuklarını okutmaya çabalayan yoksul ailelerin, okulların istediği iddia edilen o bitmek bilmeyen kayıt paralarıyla,
04:56bitmek bilmeyen masraflarla boğuşması var.
04:59Yazar burada çok haklı bir isyanda bulunuyor. Parası olmayan insandan ne istiyorsunuz?
05:04Yoksullar sırf paraları yok diye evlatlarını okutamayacaksa o zaman bir eğitimin neslinden bahsediyoruz.
05:10Ve bu bizi yazarın makalesindeki belki de en can alıcı, en yürek burkan noktaya getiriyor. Beslenme çantası.
05:18İki kelime değil mi? Ne kadar basit, ne kadar sıradan görünüyor.
05:22Ama yazar bir anne babanın sadece evladının okul çantasına tek bir öğün, sağlıklı bir şeyler koyabilmek için nasıl çırpındığını vurguluyor.
05:31Bu Eylül ayının tam ortasına gelip oturan koca bir dert.
05:35Yoksul mahallelerin o sessiz sokaklarında aileler enflasyonun yarattığı bu derin tahribatı resmen iliklerine kadar canları yana yana hissediyorlar.
05:44Peki bu müthiş sıkışıklıkta devletten, ekonomiden beklenen neydi? Ve vatandaşa sunulan ne oldu?
05:51İnsanlar Eylül ayında okullar açılırken patlamaya hazır bir barut fıçısına dönmüşken, onlara rahat bir nefes aldıracak somut bir hamle, bir
06:00ara zam lazımdı.
06:02Paraya tam da o an Eylül'de ihtiyaçları vardı. Ama onun yerine ne aldılar? Enflaksiyon kontrol altında hikayelerini.
06:09Yazarın çok yerinde sorduğu gibi, bu hikayeler insanların karnını doyuracak mı, ana ve babalar, masum çocukları karşısında neden o gözyaş
06:18artan çaresiz sahneleri yaşamak zorunda bırakılsınlar?
06:21Anlatılanların sadece birer hikaye olmadığını kanıtlamak için gelin bu teorik ve duygusal mücadeleleri acımasız ve inkar edilemez rakamlarla yüzleştirelim.
06:31Çünkü matematik yalan söylemez.
06:323. Bölüm İşin Matematiksel Gerçekliği
06:3537.000 Türk Lirası
06:38Yazarın metninde özellikle altını çizdiği bu rakam, açlık sınırı.
06:42Bakın dikkat edin, yoksulluk sınırından falan bahsetmiyoruz.
06:45Doğrudan açlık sınırı.
06:47Yani bir ailenin ayakta kalabilmesi, sadece temel gıdasını alıp biyolojik olarak hayatta kalabilmesi için gereken minimum tutar bu.
06:56Ve işte çarpışma anı.
06:5728.000 Türk Lirası
06:59Asgari ücret, o 37.000 liralık devasa açlık sınırının karşısında adeta ezilip büzülen gerçek gelir.
07:06Bu iki rakamı zihnimizde üst üste koyduğunuzda ailelerin karşı karşıya kaldığı o imkansız matematiği, o kapkaranlık çıkmaz sokağı anında görüyorsunuz.
07:14Enflasyonun kontrol altında olduğuna dair o sahte neşenin, vatandaşın cebindeki ve mutfağındaki gerçekliği nasıl yok ettiğinin en somut, en net
07:22kanıtıdır bu.
07:23İki asgari ücretli ebeveynin bile, ellerindeki bu parayla Eylül ayının ortasına çırpına çırpına, adeta nefessiz kalarak geldiklerini düşünün.
07:31Bu ağır tablo karşısında, yazarın makalesini bitirdiği o çarpıcı ve yakıcı soruyla biz de bugünkü incelememizi sonlandırıyoruz.
07:38Onların bu çırpınışlarını gören yok mu? Gerçekten yok mu bir destek de bizden diyen, öğrencilerimize en azından okulda ücretsiz bir
07:46öğün yemek veriyoruz diyen kimse yok mu?
07:49Rakamlar ortada, enflasyonun o kontrol altındaki acı gerçeği tüm çıplaklığıyla ortada.
07:54Şimdi bu soruları size bırakıyorum. Acaba o tokların, açların halini gerçekten kalpten anlayacağı günleri bir gün görebilecek miyiz?
08:02Bizi izlediğiniz için çok teşekkür ederim. Sizi bu düşünceyle baş başa bırakıyorum.
08:06Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın.