Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 hafta önce
Bu köşe yazısı, hak mücadelesi veren er gaziler ile şehit yakınlarının Ankara’da gerçekleştirdiği 48 günlük zorlu oturma eylemini ve karşılaştıkları engelleri ele almaktadır. Diğer gazi gruplarıyla eşit haklara sahip olmak isteyen bu grup, süreç boyunca polis müdahalelerine, siyasi baskılara ve çeşitli vaatlere maruz kalmıştır. Yazar, devlet yetkililerinin PKK ile ilgili yasal düzenlemelere gösterdiği hassasiyeti vatanı için fedakârlık yapmış bu kişilerden esirgediğini savunarak yaşananları eleştirmektedir. Eylemin özellikle 30 Ağustos öncesinde hızla sonlandırılması ve gazi ailelerinin takibe alınması, metinde bir vefasızlık örneği olarak sunulmaktadır. Nihayetinde, verilen sözler üzerine eylem bitirilmiş olsa da, şehit anaları ve gazilerin kendi ülkelerinde gördüğü muamele üzerinden derin bir sitem dile getirilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Gelin bugün gözeteci müyesser yıldızın kaleminden çıkan Türk er gazileri ve şehit ailelerinin tam 48 gün süren o çarpıcı protestosunu
00:10detaylandıran bu analize yakından bakalım.
00:13Bu sadece sıradan bir eylem değil, aslında devletle vatandaş arasındaki o karmaşık ilişkinin adeta röntgenini çeken bir süreç.
00:21Hazırsanız hemen başlayalım.
00:23İlk bölümümüz protestonun kıvılcımı. Peki ne oldu da hak mücadelesi zaten 10-15 yıla dayanan gaziler bir anda sokaklara döküldü?
00:33Kaynağımız fitili ateşleyen çok spesifik bir olaya işaret ediyor.
00:37Hükümet o dönem PKK açılımı ile eş zamanlı bir haklar paketi hazırlıyordu.
00:42İşin can alıcı noktası ise şu, bu paket er gazilerin ve şehit ailelerinin taleplerini açıkça dışarıda bırakıyordu.
00:50İşte bu bardağı taşıran son damla oldu.
00:53Şimdi yazarın özellikle dikkat çektiği şu zamanlamaya bir bakar mısınız?
00:57Yetersiz ve yarım yamalak diye eleştirilen gazi yasasıyla PKK yasası, mecliste kelimenin tam anlamıyla birer gün arayla görüşülüyor.
01:06Daha da inanılmazı, her iki yasa resmi gazetede tam olarak aynı gün yayımlanıyor.
01:12Yani analizde terazinin bir kefesine gazilerin, diğerine ise bu açılım yasasının konduğunun altı kalın çizgilerle çiziliyor.
01:19Yazar burada kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir paradoks sunuyor önümüze.
01:24Bir yanda seslerini duyurmak için güven parkın betonunda zor şartlarda yatan, kalkan, eylem yapan er gaziler, diğer yanda ise teröristler
01:33için açılan taziye çadırları.
01:34Kaynak, bu akıl almaz tezatlığın kamuoyunda nasıl derin bir rahatsızlık ve sorgulamaya yol açtığını özellikle vurguluyor.
01:42Gelelim ikinci bölüme.
01:44Sokaklarda geçen tam 48 gün.
01:47İşin nasıl fiziksel bir boyuta taşındığını inceliyoruz.
01:5013 Temmuz'da meclise yürümek için yola çıkan grup anında polis barikatlarıyla karşılaşıyor.
01:57Şimdi o 48 günlük zorlu maratonun sokaklardaki dinamiğine bir bakalım.
02:01Bu süreç boyunca protestocular adeta bir satranç tahtasındaki piyonlar gibi sürekli yer değiştirmeye zorlanıyor.
02:09Her şey 13 Temmuz'da güven parkta başlıyor değil mi?
02:12Sonra bir şafak baskınıyla yaka paça gazi uyum evine götürülüyorlar.
02:16Oradan Aile Bakanlığı'nın önüne kamp kuruyorlar fakat konuyla hiç alakası olmayan bir yetkiliyle görüştürülüp tekrar uyum evine yollanıyorlar.
02:25Son durakları ise Kurtunuş Parkı.
02:27Analiz bu rotasyonun eylemi göz önünden çekip kontrol altında tutmak için kurgulanan sistematik bir çaba olduğunu gösteriyor.
02:34Tahmin edersiniz ki bu taşınmalar öyle sakin ve sessiz olmuyor, gerilim adım adım tırmanıyor.
02:41Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize Akbaba'nın o sert açıklamalarından hemen sonra şafak baskınları başlıyor,
02:47uyum evine dönmek isteyen gazilerin karşısına askeri barikatlar dikiliyor.
02:51Hatta iş öyle bir noktaya varıyor ki Milli Savunma Bakanlığı önündeki basın açıklaması ARBD'ye dönüşüyor
02:57ve onlara destek veren İYİ Parti Milletvekili Selçuk Türkoğlu polis müdahalesiyle hastanelik oluyor.
03:03Devletin bu süreçteki kriz yönetiminde ise gerçekten tuhaf anlar yaşanıyor.
03:08Makale çok ironik bir olayı aktarıyor.
03:105 gazi temsilcisi üst düzey isimlerle görüştürülecekleri vaadiyle bizzat polis eskortuyla Milli Savunma Bakanlığı'na götürülüyor.
03:18Ama oraya vardıklarında onlara ne deniyor biliyor musunuz?
03:21Küçük bir yanlış anlaşılma olmuş, sadece basın açıklaması yapabilirsiniz.
03:25Tabi hayal kırıklığına uğrayan gaziler bu teklifi anında reddedip eylem alanıma sokağa geri dönüyorlar.
03:31Üçüncü bölüme geçiyoruz, müzakereler ve ültimatomlar.
03:35Eylem uzadıkça iktidar kanadındaki o sağır edici sessizlik nihayet kırılıyor.
03:41Kritik kırılma noktası şu.
03:4343. güne gelindiğinde artık arka kapı diplomasisi, gergin pazarlıklar ve çok sert ültimatomlar devreye giriyor.
03:50İlginçtir, sessizliği ilk bozan isim eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar oluyor.
03:57Tayyar aslında sürecin iyi yönetilemediğini kabul ediyor ve oldukça net bir çıkış yapıyor.
04:03Diyor ki, talepleri ne kadar aykırı görünürse görünsün, herkes bu gazileri dinlemek zorunda.
04:08Cümlesi çok net, rahat bırakın onları ya da muhabbetle kucaklayın.
04:13Bu açıklamanın hemen iki gün sonrasında bu kez Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Oktay Saral devreye giriyor.
04:19Saral, gazilerin yetkililer arasında öyle kapı kapı dolaştırılmasını sert dille eleştiriyor ve olayı şöyle özetliyor.
04:26Bu mesele devlet ile vatandaş arasında kurulacak samimi bir gönül köprüsü meselesidir.
04:31Aslında bu küçük adım bile o an için gazileri inanılmaz umutlandırıyor.
04:35Tabii eylemi sonlandırmak için 47. günden itibaren bildiğimiz o klasik havuç sopa taktiği işlemeye başlıyor.
04:42İşin havuç kısmında ilk olarak Genelkurmay Başkanı'nın gazilere destek verdiği fısıltıları sızdırılıyor.
04:47Sonra Mehmet Ali Çelebi vasıtasıyla Hulusi Akar'ın Ekim'de meclis açıldığında bir gazi temsilcisini komisyona çağıracağı söyleniyor.
04:55Kısacası mesaj şu, siz şimdi eve dünün, biz sizi Ekim'de dinleyeceğiz.
04:59Ama bir de madalyonun diğer yüzü, yani işin sopa kısmı var.
05:03Analizde arka planda devasa bir bürokratik baskının başladığı aktarılıyor.
05:08Bürokratlar gazilerden alenen özür dilemelerini istiyor, haklarında tek tek dosya açılacağı fısıldanıyor.
05:15En vahimi de platform sözcüsü Erdem Çerçi yolunun işten atılmakla tehdit edilmesi.
05:20Tedavi raporları hastanelerden sorgulatılıyor, hatta direncini kırmak için eşi bile telefonla aranıyor.
05:26Gerçekten inanılmaz bir psikolojik baskı.
05:29Vakit daralıyor. 48. güne gelindiğinde kriz artık pik yapıyor ve gazilerin önüne çok net, çok katı bir ultimatom konuyor.
05:37Saat tam 17. Bunun tercümesi şu, eğer o saate kadar eylemi bitirmezseniz, emniyetin gözaltı araçları hazır ve müdahale an meselesi.
05:47Fakat gaziler gözaltı riskine rağmen geri adım atmıyor. En azından bir yetkiliden kesin bir taahhüt alana kadar direniyorlar.
05:54Ve nihayet saat 20.30 sularında Oktay Saral'la görüntülü bir telefon görüşmesi ayarlanıyor.
06:00Saral, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'a konuyu taşıyacağına dair söz veriyor.
06:05Ancak bu garantiye aldıktan sonra gaziler eyleme ara veriyor.
06:08Fakat asıl ilginç olan ne biliyor musunuz? Anlaşma sağlanır sağlanmaz, poliste inanılmaz bir acele telaşı başlıyor.
06:15Park bir anda boşaltılıyor ve Ankara dışından gelenler apar topar memleketlerine yollanıyor.
06:21Geldik dördüncü ve son bölüme. Anıtkabir sonrası.
06:25İşte tam burada yazar o kilit soruyu soruyor.
06:28Kimseye zararı dokunmayan, sadece sesini duyurmaya çalışan bir avuç gazi ve şehit yakını için devlet kademelerinde neden böylesine devasa bir
06:36panik yaşandı?
06:37Analiz bu telaşı yaklaşan 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarına bağlıyor.
06:42Kaynağa göre devlet aklını korkutan şey şuydu.
06:45Ya Anıtkabir'de açılım karşıtı sloganlar atılırsa ya da eyleme destek veren büyük bir kalabalık toplanırsa.
06:52İşte bu ihtimalden dolayı adım adım kısıtlamalar devreye giriyor.
06:56Önce gazilerin 30 Ağustos'taki toplu ziyaret talebi kesin bir dille reddediliyor.
07:02Peki o zaman bir gün önce gidelim diyorlar, o da reddediliyor.
07:05Sonunda sadece bireysel olarak ve çok sıkı bir polis takibi altında içeri girmelerine göz yumuluyor.
07:12Yazar bu noktada kendi şahit olduğu bir anekdotu paylaşıyor.
07:16Tekerlekli sandalyedeki Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize Akbaba ve yanındaki tek bir gaziye Anıtkabir ziyaretinde eşlik ediyor.
07:24Fakat güven parktan aşina oldukları o dört sivil polis bu küçük grubu adım adım tabiri caizse nefes nefese takip ediyor.
07:33Orada sadece kısacık bir an sözcü mağabiri Yavuz Alatan ve Halk TV ekibiyle karşılaşabiliyorlar.
07:38Yazar kendi vatanı için en ağır bedelleri ödemiş insanların ülkelerinin kurucusunu ziyaret ederken maruz kaldıkları bu tabloyu derin bir utanç
07:48olarak tanımlıyor.
07:49Bu dosyanın sonuna gelirken sizi yazarın da işaret ettiği o derin kırılmayla baş başa bırakmak istiyorum.
07:56Koskoca bir 49 gün bu gergin süreç devletle o devlet için canını kolunu bacağını feda edenler arasındaki o görünmez kutsal
08:05bağı nasıl değiştirecek?
08:06Sizce Ekim ayı için verilen o sözler gerçekten tutulacak mı yoksa yaşanan bu süreç gazi hakları mücadelesinde geri dönülmez bir
08:15güvensizliğin temellerini mi attı?
08:16Kesinlikle üzerine düşünmeye değer bir soru.
08:19Bu analizimizde bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler. Bir sonrakinde görüşmek üzere.

Önerilen