Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 7 hafta önce
Bu köşe yazısı, bir sokak röportajındaki annenin feryadından yola çıkarak Türkiye’deki ekonomik kriz, yoksulluk ve liyakat sorununu derinlemesine analiz etmektedir. Yazar, yüksek puan almasına rağmen mülakatlarda elenen gençler ve alım gücü eriyen emekçiler üzerinden toplumsal bir umutsuzluk dalgasının yayıldığına dikkat çekmektedir. Halkın sadece geçim derdiyle değil, aynı zamanda adaletsizlik ve gelecek kaygısıyla da mücadele ettiği vurgulanmaktadır. Metnin ana odağı, mevcut karamsarlığa rağmen üretim odaklı politikalar ve hakkaniyetli bir yönetimle bu gidişatın değiştirilebileceği inancıdır. Sonuç olarak yazar, Türkiye'nin kalkınması için betonlaşma yerine sanayi, tarım ve nitelikli istihdama yatırım yapılması gerektiğini savunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün aslında hepimizin sokakta, pazarda, hatta kendi evimizde bile derinden hissettiği o devasa konuyu masaya yatırıyoruz.
00:08Prof. Dr. Harun Demirkaya'nın kaleme ardığı, toplumumuzu saran o sosyoekonomik umutsuzluğu anlatan
00:14Bir Annenin Düzelmez Sözü Üzerine adlı çok çarpıcı bir makaleyi inceleyeceğiz.
00:19İnanın bu analiz hepimizin aklındaki o büyük soruyu tam 12'den vuruyor.
00:23Neden insanlar umudunu kaybediyor?
00:25Yani yoksulluk dediğimiz şey sadece cüzdanımızı mı boşaltıyor, yoksa geleceğe dair o içimizdeki inancı da mı söküp alıyor?
00:32Hadi gelin bu güçlü analizin derinliklerine birlikte dalalım.
00:36Yazar, analizine doğrudan sokaktaki bir gerçeği bir annenin yürek burkan isyanına aktararak başlıyor.
00:43Anne diyor ki, adam diyor ki gitsin, nereye gitsin?
00:47Bir düşünün, iki çocuk büyütmüş, hayatın bütün yükünü omuzlamış, yıllarca evlere temizliğe gitmiş, sigortasız çalışmış bir kadın.
00:55Emekliliği yok, ayakta kalmak için hala didinmek zorunda.
00:59Tüm bu inanılmaz fedakarlıkları sırf oğlunu okutabilmek için yapmış.
01:04Ama sonuç, oğlu tam 5 koca yıl işsiz kalmış.
01:08İşte o nereye gitsin feryadı var ya, o sadece bir soru değil.
01:12Yıllarca dökülen alın terinin, verilen emeğin koca bir boşluğa düşmesinin getirdiği o korkunç çaresizliğin ta kendisi.
01:19Şimdi şu rakama bir odaklanalım.
01:2293. Çocuğu 5 yıl işsiz kalan o anne, oğlunun memuriyet sınavından tam 93 puan aldığını söylüyor.
01:29Dile kolay yahu, 93 puan.
01:31Yıllarca dirsek çürütmüş, gecesini gündüzüne katmış ve başarmış bir gençten bahsediyoruz.
01:36Fakat sonuç maalesef koca bir sıfır.
01:39Bu genç, o inanılmaz puanına rağmen tam 3 kez mülakatta eleniyor.
01:43Hak, hukuk, liyakat, bu kavramların nasıl paramparça olduğunu, kurallara harfiyen uysanız bile sistemin sizi nasıl saf dışı bıraktığını görüyor musunuz?
01:52Annenin o derin çaresizliği, işte bu 93 puanın gölgesinde çok daha can yakıcı bir hale geliyor.
01:59Gelelim büyüyen yoksulluk ve ekonomik gerçekliğimize.
02:02Peki, bu tek bir ailenin yaşadığı acı hikayeden hepimizi saran o devasa makro tabloya nasıl geçiyoruz?
02:10Prof. Dr. Demirkaya'nın da harika bir şekilde yakaladığı gibi, o annenin söylediği 100 lirayı artık 10 lira gibi bozduruyorum
02:17cümlesi, aslında enflasyonun halk dilindeki en saf, en tokat gibi tarifidir.
02:22Eskiden temizliğe gidip evin koca koca ihtiyaçlarını karşılayabilen bir kadın, şimdi aynı parayla hiçbir şeye yetemediğini anlatıyor.
02:30İşte yoksullaşma tam olarak budur.
02:32Markete gidip domatesi taneyle almak, yumurta alırken iki kere düşünmek, et reyonunun önünden şöyle sessizce başı önde geçip gitmek,
02:40bir annenin, evladının ihtiyacı için kendi en temel ihtiyaçlarını bile rafa kaldırması.
02:46Yani anlayacağınız bu sadece ekrandaki bir istatistik değil, yoksulluğun doğrudan mutfağımıza, hayatımızın tam ortasına sızmış o acımasız halidir.
02:55İşte incelememizin asıl can alıcı kısmına geldik.
02:59Neden umudumuzu kaybediyoruz?
03:01Çünkü yoksulluğun asıl sinsi tarafı, fakir kalmak değil, yarınlara olan o inancımızı içten içe kemirmesidir.
03:09Peki ama nasıl?
03:09Şöyle bir baktığımızda toplumun farklı jenerasyonları arasındaki o yazılı olmayan toplumsal sözleşmenin resmen çatırdadığını görüyoruz.
03:18Yoksulluk artık sadece cebimizdeki paranın bitmesi değil, devasa bir psikolojik çöküş.
03:23Bakın bir genç çıkıp da çok çalışırsam başarırım ve kesinlikle emeğimin karşılığını alırım diyemiyor artık.
03:30Niye desin ki?
03:31Karşısında 93 puanla mülakatta elenen akranları var.
03:34Öte yanda bir anne ben zorluk çektim ama çocuğumun geleceği parlak olacak diyemiyor, o inancı taşıyamıyor.
03:41E yıllarca ter döken çalışanlar deseniz, bir gün rahat, huzurlu bir emeklilik yaşayacağım hayalini çoktan çöpe atmış durumda.
03:47Hayatımızı üzerine inşa ettiğimiz bu temel dayanaklar çöktüğünde de geriye sadece kapkara bir karamsarlık kalıyor.
03:55Ve o biriken tüm karamsarlık annenin ağzından dökülen ve yazarın makalesinin bel kemiği olan o en tehlikeli kabullenişe dönüşüyor.
04:05Düzelmez.
04:06Kim gelirse gelsin, düzelmez.
04:08Demirkaya'nın makalesinde tehlike çanlarını çaldığı nokta işte tam burası.
04:13Neden mi?
04:13Çünkü yoksulluktan daha korkunç tek bir şey varsa o da yoksulluğa alışmaktır.
04:19Gençlerin işsiz gezmesine, sofraya et girmemesine, emeklilik hayalinin bir lükse dönüşmesine, yapacak bir şey yok deyip boyun eğmek.
04:27Bütün bu bozuk düzeni sanki ülkenin alnına yazılmış değişmez bir kaderit gibi görmek.
04:33İnanın bana, umutsuzluğun böylesine normalleşmesi bir toplumun başına gelebilecek en büyük felakettir.
04:39Bu psikolojik boyutu, yani yapısal nedenleri konuşalım biraz da, bu umutsuzluk durduk yere gökten düşmedi ya, işin kök sorunlarına, mutfağına
04:48girmemiz lazım.
04:50Annenin o haklı isyanından cidden çok kritik bir soru çıkıyor.
04:54Hani gençlere hadi kalk git iş bul demek dünyanın en kolay şeyi.
04:57Ama anne soruyor, nerede bulacak, yeni fabrika mı açtılar?
05:01Gerçekten de öyle değil mi?
05:02İnsanlara sürekli çalışmaları gerektiğini öğütleyip, sonra onlara üretebilecekleri, o alın terlerinin karşılığını alabilecekleri bir altyapı sunmuyorsanız, bu lafların havada kalmaktan
05:12başka bir işlevi olamaz.
05:14Yazarın da üstüne basa basa söylediği gibi, üretim tesisleri, fabrikalar, yeni iş alanları yaratmadan gençlere sadece sabredin demek, bu ülkenin
05:22işsizlik sorununu kesinlikle çözmüyor.
05:24Yazar, makalesinde önümüze çok net iki farklı vizyon koyuyor.
05:29Bir tarafta tamamen çökmeye mahkum gördüğü o yanlış yol var.
05:33Nedir bu?
05:33Sadece tüketerek zenginleşebileceğini sanmak, eldeki tüm kaynakları betona gömmek, liyakati ayaklar altına almak ve insanın emeğini hiçe saymak.
05:42Ama diğer tarafta kalıcı ve sürdürülebilir bir ekonominin şifresi olan kurtuluş yolu duruyor.
05:48Yani tarımda, sanayide, teknolojide, kısacası her alanda cayır cayır üretim yapmak,
05:54o fabrikaların bacalarını tüttürmek, liyakati sistemin tam kalbine yerleştirmek ve işi ehline teslim eden adil bir yönetim sergilemek.
06:02Ülkenin kaderi o çıkma sokak olamaz arkadaşlar.
06:05Gerçek çözüm işte bu sağlam temelleri yeniden inşa etmekten geçiyor.
06:09Ve tabii ki bu yeni inşaanın en kilit taşı olmazsa olmazı liyakattir.
06:14Düşünsenize, o 93 puan alan genç aslında sadece ay sonu gelecek bir maaş bordrosu aramıyor ki.
06:20O genç devlete, sisteme güvenmek istiyor.
06:23Ben çalışırsam, kurallara uyarsam, hakkımla başarırsam bu devlet benim hakkımı bana teslim eder diyebilmek istiyor.
06:30Yazarın da vurguladığı gibi, liyakat duygusunu kaybettiğiniz an sadece o bir tek gencin hayallerini değil,
06:36koskoca bir ülkenin yetişmiş pırıl pırıl beyin gücünü kendi ellerinizle itmiş oluyorsunuz.
06:41Devletin görevi lütuf dağıtmak değil, liyakati koruyup herkes için adil kurallar koymaktır.
06:47Geleceği yeniden inşa etmek.
06:49Yazarın o umutsuzluğa kapılan, düzelmez diyen anneye çok güçlü, çok net bir itirazı var.
06:55Düzelir.
06:56Hem de bal gibi düzelir.
06:58Peki ama nasıl?
06:58İşleri yoluna koymak için önce halkın ne istediğine bir kulak vermemiz lazım.
07:04Aslında kimsenin öyle uçuk kaçık, ulaşılamaz, devasa talepleri falan yok.
07:08Sadece şunlar, çocuklarının kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durabileceği bir işi olsun,
07:14akşam eve geldiklerinde sofraya koyabilecekleri yeterli ve sağlıklı gıdaları olsun,
07:19yaşlandıklarında bir köşede perişan olmadan yaşayabilecekleri bir huzur olsun
07:22ve tabii ki en önemlisi yarına uyandıklarında içlerinde bir umut olsun.
07:27İnanın bana insanlar kimseden sadaka istemiyor.
07:30Sadece alın terlerinin karşılığını alabilecekleri, insan onuruna yakışan adil bir düzen istiyorlar.
07:36Hepsi bu.
07:37Prof. Dr. Demirkaya'ya göre işin düzelmesi aslında belli başlı şartlara bağlı.
07:42Öyle sürekli aynı hataları tekrarlayarak, liyakat içi ineyip sadece betona yatırım yaparak bir yere varılamaz.
07:48Elimizdeki kaynakların doğrudan doğruya halkın refahına aktarılmasıyla,
07:53her alanda o çok özlediğimiz yaygın üretime geçilmesiyle ve herkese ama herkese eşit kaliteli bir eğitim sağlanmasıyla düzelir bu işler.
08:00Yazarın iddia ettiği çok temel bir şey var.
08:03Türkiye bu verimli toprağıyla, genç, dinamik nüfusuyla, o devasa üretme potansiyeliyle yoksulluğa falan mahkum bir ülke asla değildir.
08:12Bu inanılmaz potansiyeli zincirlerinden kurtaracak tek şey doğru, liyakatli ve etkili bir yönetim aklıdır.
08:18Evet, her şeyi masaya yatırdık.
08:20O annenin yüreğimizi yakan haklı isyanını, 93 puanın çöpe giden acısını, çatırdayan toplumsal sözleşmeyi ve yazarın sunduğu somut çözüm yollarını
08:29tek tek inceledik.
08:31Geriye, hepimizin şapkamızı önümüze koyup düşünmesi gereken o büyük, o kritik soru kalıyor.
08:36Elimizdeki bu devasa kaynaklar, bu potansiyel ve pırıl pırıl insan gücü, nihayet halkın gerçek refahına ve üretime mi yönlendirilecek,
08:45yoksa kim gelirse gelsin düzelmez deyip, umutsuzluğu ve yoksulluğu bizim asla değiştirilemez kaderimiz olarak kabullenmeye devam edeceğiz.
08:53Karar da seçimde bizim.
08:55Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın ve lütfen umudunuzu hep ama hep canlı tutun.

Önerilen