00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde çok çarpıcı hatta epey sarsıcı bir konuyu masaya yatırıyoruz.
00:06Türkiye'de adalet sistemi neden bu kadar yoğun bir şekilde sorgulanıyor?
00:09Biliyorsunuz bu konu hakkında çok şey söyleniyor ama biz bugün spesifik bir metin üzerinden ilerleyeceğiz.
00:15Yazar Mehmet Özkendirci'nin o çok konuşulan Turpun Büyüyü ya da Kır Karamiler adlı oldukça serteleştiriler barınıran makalesini inceleyeceğiz.
00:23Amacımız kesinlikle taraf tutmak değil, yazarın kamuoyundaki adalet şüphesini hangi spesifik iddialara dayandırdığını objektif bir şekilde anlamak.
00:31Hazırsanız yazarın kurduğu bu karmaşık iddialar ağına birlikte dalalım.
00:35İlk bölümümüz yazarın mevcut siyasi iklimi tanımlamak için kullandığı çok ilginç bir başlık taşıyor.
00:40Bir soygun filmi metaforu.
00:43Yazar makalesine gerçekten çok cesur bir giriş yapıyor.
00:45Şöyle bir düşünün, yazarın iddiasına göre halk günümüzde yaşanan olayları adeta dev ekran bir soygun filmi izler gibi seyrediyor.
00:53Herkes kralın çıplak olduğunu yani sistemdeki sorunları çok net görüyor.
00:57Ancak yazar diyor ki bırakın müdahale etmeyi bunu dile getirmek bile artık bir suçmuş gibi muamele görüyor.
01:04Toplumun böyle çaresiz bir seyirci koltuğuna oturtulduğu hisse aslında makalenin geri kalanındaki tüm o ağır eleştirilerin de temelini atıyor.
01:10Gelelim yazarın eleştiri oklarını yönelttiği bir diğer sıcak konuya, ikinci bölümümüze kayyım atamaları ve bürokrasinin iç yüzü.
01:19Makale belediyelere yapılan ve artık neredeyse rutinleşen kayyım atamalarına çok farklı, alaycı bir pencereden bakıyor.
01:26Yazar burada spesifik bir vakaya dikkat çekiyor.
01:28Bir kayyım yardımcısının kendine ayrı bir ev tuttuğu iddiası.
01:31Hani geçmişin o meşhur ayakkabı kutuları mevzusu vardı ya, işte yazar son derece ironik bir dille bu kutuların artık yeterli
01:38gelmediğini, bu yüzden ayrı evlere ihtiyaç duyulduğunu öne sürüyor.
01:42Bürokrasideki dönüşümün perde arkasına dair gerçekten çok sert bir gönderme bu.
01:46Peki bu sistemde hesap verilebilirlik nerede?
01:50Yazar bunu muazzam bir ironiyle anlatıyor.
01:52Karşımızda adım adım ilerleyen bir Yusuf Ulutaş örneği var.
01:55Birinci adım, Fatma Betül Sayan döneminde Özel Kalem Müdürlüğü gibi istisnai bir kadro, devlet memuriyetine sınavsız geçiş için adeta bir
02:04kılıf, bir arka kapı olarak kullanılıyor.
02:06İkinci adımdaysa işler iyice ilginçleşiyor.
02:09Bu durumun bir şekilde cezalandırılması beklenirken ne oluyor dersiniz?
02:13Kişi Esenyurt Belediye Başkan Yardımcılığından alınıp İstanbul Vali Yardımcılığına atanıyor.
02:18Yazar bu sözde cezayı sistemdeki liyakatsizliğin ve cezasızlık kültürünün en net kanıtı olarak sunuyor.
02:25Buradan üçüncü bölümümüze geçiyoruz.
02:27Hafızalardan silinmeyen geçmiş vakalar.
02:30Çünkü yazarın iddiasına göre kamuoyu balık hafızalı falan değil.
02:34Makale tezini güçlendirmek için unutulmaya yüz tutmuş ama aslında zihinlere kazınmış krizleri arka arkaya sıralıyor.
02:412013'teki o fırtınalı 17-25 Aralık soruşturmalarıyla başlıyor.
02:45Ardından 2020'ye pandeminin ortasına gidiyoruz.
02:48Bizzat bir bakanın kendi bakanlığına fahiş fiyatlarla dezenfektan sattığı iddiaları.
02:53Ve tabii oradan da 2021'in o devasa krizine, 128 milyar dolar tartışmasına uzanıyor.
02:59Yazarın mesajı çok net.
03:00Halk bu tarihi finansal skandalları kesinlikle unutmadı.
03:04128 milyar dolar.
03:07Şöyle bir telaffuz edince bile insan duraksıyor değil mi?
03:10Rakamın devasa boyutunu bir düşünsenize.
03:12Yazarın asıl isyanı tam da bu noktada başlıyor.
03:15Adalet sistemini, ekonomiyi temelinden sarsan bu akıl almaz ölçekteki iddiaları tamamen görmezden gelmekle.
03:22Bu devasa karanlığın üzerine gitmemekle suçluyor.
03:25Üstelik yazar sadece soyut kurumlardan veya uçuk rakamlardan bahsetmiyor.
03:30Doğrudan isim veriyor.
03:3117-25 Aralık sürecinde adı geçen tam dört bakan ve yanına İbrahim Melih Gökçek gibi son derece popüler figürleri ekliyor.
03:38İddiaların hedefindeki isimlerin ne kadar üst düzey olduğunu vurgulayarak şu soruyu soruyor.
03:43Hukuk gücün zirvesindekilere neden işlemiyor?
03:46Siyasetteki zenginleşmeyi anlatmak için yazar öyle şoke edici bir kıyaslama yapıyor ki gerçekten üzerinde düşünmeye değer.
03:53Bir tarafa Allah beni zenginlikle sınıyor diyen ve devasa bir yata sahip olan iki dönemlik AKP milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu'nu
04:00koyuyor.
04:01Diğer tarafa ise tam 18 yıl boyunca Almanya'nın yani Avrupa'nın en büyük ekonomisinin başbakanlığını yapmış Angela Merkel'i.
04:09İddiaya göre sadece o yatın değeri bile Merkel'in 18 yılda biriktirdiği tüm serveti katlıyor.
04:15Yazar bu inanılmaz tabloyu siyasetteki zenginliğin kaynağına duyulan şüphenin bir özeti olarak sunuyor.
04:21İşte tüm bu spesifik örneklerin gelip dayandığı o nihai nokta dördüncü bölümümüz.
04:26Adalet sisteminin kendisine yönelik o zehir zemberek eleştiriler.
04:30Yazar burada inanılmaz bir ikiyüzlülük algısından bahsediyor.
04:34Siyasetçiler sıkışınca hesap vermek yerine ne yapıyor?
04:36Topu hemen adalet sistemine yargıya atıyor.
04:39Yargı karar versin diyorlar.
04:41Fakat makalenin can alıcı noktası şu.
04:43Yargının en tepesindeki isim adaleti sağlamakla görevli Adalet Bakanı'nın bizzat kendisi.
04:49Sahip olduğu tapuları nasıl elde ettiğini henüz açıklayabilmiş değil.
04:53Yazar bu durumu ironik bir şekilde adeta bir devlet sırrı olarak nitelendiriyor.
04:57Dahası makalede çok radikal, oldukça provokatif bir uluslararası karşılaştırma var.
05:02Yazar, Türkiye'deki bu hesap verilebilirlik eksikliğini Çin'deki sistemle kıyaslıyor.
05:07Yanlış duymadınız, Çin'le.
05:09Orada yolsuzluk yaptığı tespit edilen bakanların idam gibi en uç cezalara çarptırıldığını belirtirken,
05:14Türkiye'de ise üst düzey şiasi figürlerin tam bir cezasızlık kalkanıyla korunduğunu,
05:19yargının eylemsiz kaldığını öne sürüyor.
05:21İki zıt uç, tek bir eleştiri.
05:23Tabii olaylar sadece geçmişte kalmıyor.
05:26Makale, kamuoyundaki bu derin şüpheciliğin tam da şu an güncel olaylarla nasıl beslendiğini vurguluyor.
05:31Yazar iki taze örneği önümüze koyuyor.
05:34İlki, meşhur fon soruşturmasında adı geçen,
05:36Cumhurbaşkanı'nın yeğeni Usame Erdoğan hakkında yargının nasıl bir yolu izleyeceği.
05:41Yani o büyük bilinmezlik.
05:42İkincisi ise çok daha vurucu.
05:44Sırf parti değiştirdi diye muhalif bir belediye başkanının 86 yaşındaki babasının aniden gözaltına alınması.
05:50Yazar aslında açıkça soruyor, adalet terazisi kimin tartıldığına göre ayar mı değiştiriyor.
05:56Tüm bu analizlerin ardından yazarın o can alıcı sorusuyla baş başa kalıyoruz.
06:01Eğer halk, ortada hiçbir hesap verilebilirliğin olmadığı,
06:04her şeyin örtbas edildiği bir soygun filmi izlediğine gerçekten inanıyorsa,
06:08bir adalet sistemi bu paramparça olmuş güveni nasıl yeniden inşa edebilir?
06:13Ve en mühimi, kurumlar kralının aslında çıplak olmadığını,
06:17adaletin gerçekten var olduğunu bu topluma nasıl kanıtlayabilir?
06:20Bu sorular sadece bir makalenin okura fırlattığı taşlar değil,
06:24aynı zamanda bir toplumun bitmek bilmeyen adalet arayışının en net çığlığı.
06:28Bir sonraki incelememizde buluşmak üzere.
06:30Her zaman sorgulamaya ve gerçeği aramaya devam edin.
06:33Hoşçakalın.