00:00Merhaba, yeni kaynak incelememize hoş geldiniz.
00:02Bugün masamızda gerçekten çok çarpıcı, tutkulu ve bir o kadar da hararetli bir siyasi yorum metni var.
00:08Mehmet Özkendirci'nin kaleme aldığı bu metni hep birlikte parçalarına ayıracağız.
00:12Hazırsanız hadi hemen konuya girelim.
00:14Aklımda deli sorular.
00:15İşte bu kısacık, basit ifade aslında bugün konuşacağımız tüm metnin temelini oluşturuyor.
00:20Yazar burada bize ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve sosyal durumdan artık iyice bunalmış bir vatandaşın profilini çiziyor.
00:28Ve ardı ardına cevaplanmasını çok istediği o hararetli, yüklü ve kesinlikle retorik soruları peş peş ateşliyor.
00:36Metni okuduğunuzda yazarın sorularının oradan oraya, konudan konuya atladığını görüyorsunuz.
00:42Ama merak etmeyin, bugün size rehberlik edeceğiz.
00:45Bu karmaşık eleştirileri beş temel başlık altında toplayarak mantıksal bir çerçeveye oturtacağız.
00:50Din ve dış politika, ekonomik gerçekler, adalet ve çifte standartlar,
00:55elit kesim uçurumu ve son olarak sorgulamanın bedeli.
00:59İlk durağımız din ve dış politika.
01:02Bakalım yazar burada küresel zıtlıkları nasıl ele almış?
01:05Yazarın kendi ülkesindeki din politikalarını eleştirmek için uluslararası örnekleri nasıl kullandığı gerçekten çok dikkat çekici.
01:13İşe oldukça iddialı bir kıyaslamayla başlıyor.
01:16Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan'da bile din görevlilerine doğrudan devlet tarafından maaş ödenmediğini öne sürüyor.
01:23Sonra dönüp bunu Türkiye ile yani yazarın kendi tabiriyle şeriat özlemi çeken bazı din görevlilerinin devletten maaş almasıyla kıyaslıyor.
01:33Biz elmet de burada taraf tutmuyoruz, sadece metni aktarıyoruz ama yazarın argümanını güçlendirmek için bu keskin zıttlığı nasıl kullandığını net
01:42bir şekilde görebiliyoruz.
01:43Şimdi asıl ilginç olan noktaya gelelim.
01:46Yazarın o jeopolitik şikayetlerini ne kadar inanılmaz bir hızla sıraladığına inanamazsınız.
01:52Bir saniye içinde açılması gündemde olan Heybeliada Ruhban Okulu'nun finansmanını,
01:57oradaki eğitimcilerin devlet bütçesinden maaş alıp almayacağını sorguluyor.
02:01Sonra birden vites büyütüp Amerika Birleşik Devletleri'nin 350'den fazla nükleer silahına ve İsrail'in resmi olarak açıklanmayan ama devasa
02:10olduğu bilinen nükleer cephaneliğine dikkat çekiyor.
02:13Orta Doğu'daki bu nükleer çifte standardı kıyasıyı eleştirirken,
02:17İslam ülkelerinin de İran meselesinde İsrail'i kınamamasını aynı sertlikle topa tutuyor.
02:22Ve bu dış politika bölümü gerçekten çok ağır bir ahlaki sorgulamayla zirveye ulaşıyor.
02:27Yazar, Gazze'deki şiddeti meydanlarda kınayan siyasi söylemlerle arka planda tıkır tıkır işlemeye devam eden ticari ilişkiler arasındaki o devasa çelişkiye
02:37odaklanıyor.
02:37Kendi deyimiyle timsah gözyaşları döken siyasetçileri ve aynı anda ticaretini sürdüren iş insanlarını doğrudan ve çok sert bir şekilde hedefine
02:45koyuyor.
02:46Gelelim ikinci ana başlığımıza, ekonomik gerçekler ve hepimizi yakından ilgilendiren yaşam maliyeti.
02:53Yazar burada konuyu küresel sınırlardan alıp doğrudan evimizin mutfağına getiriyor.
02:59Yazarın sunduğu veriler gerçekten sarsıcı.
03:01Düşünsenize, şu an aktif olarak savaşın ortasında olan Ukrayna, Suriye ve İran gibi ülkeleri düşünün.
03:07Yazar, bu savaş yorgunu ülkelerde bile genel enflasyonun Türkiye'nin yarısı ya da daha altında olduğunu iddia ediyor.
03:14Hatta işi gıda enflasyonuna getirdiğinde tablo daha da çarpıcı bir hal alıyor.
03:18Küresel gıda enflasyonu %3'lerdeyken bir zamanların dev tarım ülkesi Türkiye'de bu oranın son 3 yılda %195'e fırladığını belirterek
03:27ekonominin geldiği noktayı çok acımasız bir gerçeklikle yüzümüze çarpıyor.
03:32Tabii ekonomik eleştiriler sadece market raflarındaki fiyat etiketleriyle sınırlı kalmıyor.
03:36Yazar doğrudan Türkiye İstatistik Kurumu'nu yani TÜİK'i çok ağır bir dille suçluyor.
03:42Memur ve emeklilerin yani kamu çalışanlarının maaş zamları belirlenmeden hemen önce enflasyon oranının kasıtlı olarak %50'ye kadar düşük gösterildiğini
03:50iddia ediyor.
03:51Tabii bunun yazarın son derece keskin ve kişisel bir iddiası olduğunu tekrar hatırlatmakta fayda var.
03:56Biz sadece onun anlattıklarının fotoğrafını çekiyoruz.
03:59Ve şu kıyaslama yazarın derdini ne kadar zekice anlattığının tam bir kanıtı.
04:03Bir yanda Çin'in Çanakkale Köprüsü'nden tam 3 kat daha uzun bir köprü inşa edip vatandaşlarından tek kuruş geçiş
04:10ücreti almadığı gerçeğini masaya koyuyor.
04:13Diğer yandan ise Türkiye'de vatandaşların yapımında zaten kendi vergilerinin kullanıldığı bu devasa altyapı projelerinden fahiş fiyatlarla geçmeye adeta mecbur bırakıldığını
04:23savunuyor.
04:23Altyapı maliyetlerinin sıradan vatandaşın cebinin nasıl deldiğini anlatmak için bundan daha doğrudan bir eleştiri olamazdı herhalde.
04:30Geçiyoruz 3. bölümümüze Adalet ve Çifte Standartlar ya da yazarın gözünden iki farklı sistemin hikayesi.
04:38Yazar tam da bu noktada hukuk sisteminin yapısal işleyişini hedef tahtasına oturtuyor.
04:43Ona göre ülkede adeta iki tamamen farklı adalet mekanizması var.
04:47Şöyle düşünün muhalefet partilerinden seçilmiş belediye başkanları sabaha karşı evlerine yapılan şafak baskınlarıyla ve kaçma şüphesi gibi gerekçelerle apar topar
04:56tutuklanırlar.
04:57Ama diğer tarafa yani iktidar partisine mensup ve yazarın iddiasına göre yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı isimlere veya belediyelere baktığınızda inanılmaz
05:05bir sessizlik hakim.
05:06Yazar burada açıkça şu soruyu soruyor.
05:08Bu insanların kendilerine has özel bir dokunulmazlığı mı var?
05:11Bu hukuki çifte standart eleştirilerini havada bırakmıyor tabii, oldukça somut olaylarla destekliyor.
05:17Mesela halkın oylarıyla seçilmiş bir milletvekili olan Can Atalay'ın neden hala demir parmaklıklar ardında olduğunu sorguluyor.
05:25Ardından gezi olayları döneminde ortaya atılan asılsız bilgileri hatırlatıyor ve gerçekler ortaya çıkmış olmasına rağmen bunları yayanların neden cezasız kaldığını
05:33soruyor.
05:34Ve hızını hiç kesmeden Suriye ve Irak sınırlarından potansiyel PKK üyelerinin sızma ihtimaline duyduğu derin endişeyi de dile getiriyor.
05:41Tüm bunları o büyük adaletsizlik ve güvensizlik sarmalının bir yer parçası olarak sunuyor.
05:47Dördüncü başlığımızda elit kesim uçurumuna ve kemer sıkma politikalarının asıl yükünü kimin çektiğine odaklanıyoruz.
05:54Yazarın o süslü tasarruf paketlerine ve kemer sıkma laflarına duyduğu hayal kırıklığı o kadar net ki.
06:00Diyor ki tasarrufun bütün çilesini sıradan halk çekerken yönetici elit kesim şatafatından hiçbir şey kaybetmiyor.
06:07İşte asıl can alıcı nokta tam olarak bu rakamda gizli.
06:11Evet yanlış duymadınız.
06:13Yazarın özellikle gözümüze soktuğu bu inanılmaz sayı Türkiye'deki toplam resmi makam aracı sayısını temsil ediyor.
06:19Şimdi bu veriyi öyle bir silah gibi kullanıyor ki etkilenmemek elde değil.
06:23Dünyanın en büyük otomobil üreticisi konumundaki o devasa gelişmiş ülkelerde bile devletin kullandığı makam aracı sayısının 10.000 ile 15
06:30.000 civarında olduğunu söylüyor.
06:32Türkiye'de ise bu rakam 125.000.
06:34Aradaki bu akıl almaz uçurum devletin kendi harcamalarındaki o muazzam rahatlığıyla vatandaşa parmak sallayarak dayattığı tasarruf yapın tavsiyesi arasındaki ikiyüzlülüğü
06:44çok ama çok sert bir şekilde yüzümüze çarpıyor.
06:47Üstelik bu elit ayrıcalıkları sadece pahalı makam araçlarıyla sünürlü değil, işi bir de adam kayırmacılık yani nepotizm boyutuna taşıyor.
06:55Çok çarpıcı bir örnek veriyor.
06:57Eski bir milli güreşçi olan ve lise diploması bile bulunmadığı iddia edilen Hamza adında bir yetkilinin Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı da dahil
07:05olmak üzere tam sıkı durun tam 5 ayrı kurumdan maaş aldığını iddia ediyor.
07:10Düşünsenize, üniversite mevzinin milyonlarca purul purul genç asgari ücretli bir iş bile bulamazken yaşanan bu tablo yazarın öfkesini açıklamak için
07:19yeterli sanırım.
07:19Fakat şunu da belirteyim, yazarın okları sadece iktidara hedef almıyor, işin içine ana muhalefet partisini de katıyor ve onlara da
07:28esaslı bir tokat atıyor.
07:29Muhalefetin sözde değişim vaatleriyle gelip siyasi mitinglerinde ve etkinliklerinde kalabalık görünmek için figüranlara 950 lira para ödediğini iddia ediyor.
07:39Hatta son derece alaycı bir dille eskiden bu işleri bir paket makarna ve çayla bedavaya yaptıran büyüklerinizden hiç mi ders
07:46almadınız diyerek onlarla dalga geçiyor.
07:48Yani anlayacağınız yazarın siyasete ve sistemin kendisine duyduğu bu bıkkınlık sağdan sola tüm siyasi yelpazeyi kapsıyor.
07:56Ve geldik son durağımıza 5. bölüm, sorgulamanın bedeli ve sessiz kalmayı seçmek, anlatının tam da zirveye tırmanıp sonra aniden yön
08:05değiştirdiği o kritik noktaya.
08:06Onca ateşli eleştiri, sistemin köklerine kadar inen o hararetli siyasi ve ekonomik sorgulamaların ardından,
08:14metnin akışı bir anda bıçak gibi kesiliyor ve yazar, oldukça karamsar, belki de biraz sinik bir iç hesaplaşmayla şu noktaya
08:22varıyor,
08:22bu kadar delilik, her akıllıyım diyen kula nasip olmadığı için haddını bilip susayım ne olur ne olmaz.
08:28Bakın, bu muazzam bir kırılma anı. Tüm o devasa yapısal sorunları, adaletsizlikleri bir bir yüzümüze haykırdıktan sonra yazar,
08:37birdenbire bu soruları sormanın kendisine getirebileceği kişisel riskleri fark ediyor.
08:41O soruların ağırlığı altında eziliyor ve derin bir korkuyla karışık, müthiş bir otosansür mekanizması devreye giriyor.
08:49Sonunda varabileceği tek güvenli limanın sessiz kalmak olduğuna karar veriyor.
08:53Bugüne kadar yaptığımız bu en çarpıcı incelemelerden birini, çok kışkırtıcı ve hepimizin üzerine düşünmesi gereken bir soruyla sonlandırmak istiyorum.
09:02Yazarın onca isyandan sonra bu derin suskunluğa bürünmesi bize gerçekten şunu düşündürüyor.
09:08İçinden çıkılmaz gibi görünen karmaşık krizlerle boğuşan bir toplumda,
09:12statü koyu yazarımız gibi yüksek sesle sorgulamak hala bir vatandaşın temel demokratik görevi midir?
09:18Yoksa metnin o vurucu finalinin bize ima ettiği gibi bu artık sadece tehlikeli bir delilikten mi ibarettir?
09:25Bu soruyu incelediğimiz metnin zihninizde bırakacağı o kalıcı ve güçlü bir düşünce tohumu olarak size emanet ediyorum.
09:32Benimle birlikte bu derin analize daldığınız için çok teşekkürler.
09:36Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
09:39Kendinize iyi bakın.