Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 7 dakika önce
Mehmet Özkendirci’nin "Hurdalık" adlı hikayesi, eski bir ilkokul arkadaşının davetiyle belediyeye ait bir emekliler kahvehanesine giden anlatıcının gözlemlerini aktarmaktadır. Kahvehaneye varan yazar, masadakilerin kronik sağlık sorunları, yaşlılık sancıları ve bedensel yakınmaları üzerine koyu bir sohbete dalmış olduklarını fark eder. Mekânın yetersiz tuvalet koşulları ve unutkanlık gibi yaşlılık meseleleri masadaki herkesin ortak gündemini oluşturur. Akşam saatlerine kadar süren bu iç karartıcı ve neşeli sohbetin ardından yazar, asıl hurdalığın neresi olduğunu acı ama gerçekçi bir mizahla anlar. Hikâyenin sonunda yaşlanmış, yıpranmış ve adeta hurdaya çıkmış insan topluluğunun bizzat bu kahvehaneyi doldurduğu gerçeği çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün Mehmet Özkendirci'nin kaleme aldığı, inanılmaz çarpıcı, biraz yürek burkan ama bir o kadar da kara mizahla
00:07dolu hurdalık adlı metni konuşacağız.
00:10Biliyor musunuz bu metin sadece basit bir anı veya hikaye değil.
00:14Yaşlanmanın ve asıl önemlisi toplumun emeklilere bakış açısının çok sarsıcı bir metaforu.
00:19Özellikle odaklanacağımız bir nokta var.
00:21Emeklilerin toplanıp vakit geçirdiği ve bizzat kendi aralarında hurdalık olarak adlandırdığı o mekan.
00:27Bu isimlendirmenin altındaki o ağır anlama hep birlikte bakacağız.
00:31Hadi başlayalım.
00:33Düşünsenize öğleden sonra saat iki civarı, sakin sakin kahvaltınızı ediyorsunuz derken ilkokul arkadaşınız Şevket arıyor.
00:41Şevket'i de öyle sıradan biri sanmayın. Tutumluluğun hatta cimriliğin kitabını yazmış bir adam.
00:46Pat diye saat iki de hurdalığa gidiyoruz tamam mı diyor ve siz daha tek bir kelime bile edemeden telefonu yüzünüze
00:52kapatıyor.
00:53Aklınıza ne gelirdi? Benim gözümün önüne direkt paslı demirler, üst üste yığılmış hurda arabalar, motor yağları falan gelirdi herhalde.
01:01Hele ki arayan Şevket ise kesinlikle yine ucuza bir parça kapatacak, beni de yanında sürüklüyor diye düşünürsünüz.
01:07Haksız mıyım?
01:09Birinci bölüm. Beklenmedik bir hurdalık daveti.
01:11Bizim anlatıcı da beklemeyi hiç sevmez. Saat ikide kapı çalınca anında aşağı iniyor.
01:17Yolda yahu hurdalıkta ne işimiz var diye defalarca sormasına rağmen Şevket'ten tek bir cevap alabiliyor.
01:24Bekle, görürsün.
01:25Yürüyorlar, yürüyorlar ve şehrin göbeğinde bir parka geliyorlar.
01:29Parkın içinde de tıklım tıklım bir belediye emekliler kahvehanesi var.
01:33Ama öyle böyle bir kalabalık değil.
01:35İğne atsanız yere düşmez ve içerideki istisnasız herkes 60 yaş ve üzeri.
01:39Şimdi ortada devasa bir şok var.
01:42Hani pasta demirler, hani o sanayi tipi hurdalık?
01:45Anlatıcımız kendini bir anda hayatında daha önce hiç adım atmadığı yaşlı adamlarla dolu o kahvehanede buluveriyor.
01:52İkinci bölüm. Masadaki bitmeyen hastalık sohbetleri.
01:56İçeri girip arka masalardan birine Şevket'in gurbetten yeni dönmüş mali müşavir arkadaşı Fuat'ın yanına oturuyorlar.
02:03Masadaki tanışma faslı, inanın bana saniyeler sürüyor ve konu anında asıl meseleye, yani hastalıklara geliyor.
02:10Ama öyle böyle değil.
02:11Adeta bir hastalıklar senfonisi çalmaya başlıyor.
02:14İnsan bedeninin yavaş yavaş nasıl iflas ettiğini, inanılmaz mekanik benzetmelerle dinliyoruz.
02:20Biri, gece uykum kevgire döndü diye söyleniyor.
02:23İki yıl önce prostat ameliyatı olmuş ama hala tuvalete yetişemiyormuş.
02:26Diğerinin yorumuysa, durumu mükemmel özetliyor.
02:29Contalar eskidi, motor yağ kaçırıyor.
02:32Sonra konu basur belasına geliyor.
02:34Acı yemeğin nasıl bir lükse dönüştüğü, kabızlığın cehennem azabı olduğu konuşuluyor.
02:39Bir başkası boğazına alacaklı bir esnaf gibi yapışan balgamdan dert yanıyor.
02:43Masada tek konu var, bedensel çöküş.
02:45Ve tam bu karanlık, iç karartıcı tablonun ortasında inanılmaz trajikomik bir detay duyuyoruz.
02:52Masadakilerden biri büyük bir gururla basurunun nasıl şıp diye geçirdiğini anlatıyor.
02:56Bir arkadaşı ona acı badem çekirdeği yemesini tavsiye etmiş.
03:00Masadaki herkes pür dikkat.
03:01Desene biz de yesek kurtuluruz havasındayken, adam gayet sıradan bir şeyden bahseder gibi şu bombayı patlatıyor.
03:08Sonradan öğrendim ki bu çekirdek siyanürmüş.
03:10Fazla yiyince adamı öldürürmüş.
03:12Aradan yıllar geçti, günde kaç tane yediğimi unuttum.
03:15Şaka gibi değil mi?
03:16O acıdan kurtulmak için her gün azar azar zehir yemeği bile normalleştirmek.
03:21Bu, yaşlılığın getirdiği o derin çaresizliği gösteren çok ama çok karanlık bir detay.
03:27Üçüncü bölüm, tuvalet kuyruğunda yaşanan çile.
03:30Anlatıcımız bu muhabbetten o kadar bunalıyor ki, bari gidip yüzüme biraz su çarpayım diyerek tuvalete kaçıyor.
03:37Ama oradaki manzara içeriden de beter.
03:39Karşısında resmen eziyetin matematiği var.
03:42Düşünün, koskoca mekanda topu topu sadece iki tane tuvalet kabini var.
03:46Ama kapıda idrarını kaçırmamak için sağa sola kıvranan, resmen acı içinde dans eden 10 kişi bekliyor.
03:52Hepsi yaşlı, muhtemelen hepsinin prostat sorunu var.
03:55Bu sadece bir plansızlık değil, belirli bir yaş grubunun ihtiyaçlarının tasarımda ve mimaride nasıl tamamen göz ardı edildiğinin acı bir
04:03kanıtı.
04:04Bu duruma dayanamayan anlatıcımız sesini yükseltiyor.
04:07Ya arkadaş diye bağırıyor, bir tane tuvalet kabini yapıp üç tane pisiver koysanız günaha mı girersiniz?
04:13Sırada bekleyenler o kadar dertli ki, anında emekliyi düşünen kim? diyerek ona hak veriyorlar.
04:19Hatta anlatıcımız, durumu kendisinden bile acil olan iki kişiye sırasını verip, arkalarından hayır duası bile alıyor.
04:26Ama işin en ironik kısmı ne biliyor musunuz?
04:28Onca beklemenin, onca isyanın ardından nihayet içeri girdiğinde, o kadar zorlanıyor ki sadece üç damla yapabiliyor.
04:35Sistemin hazırlıksızlığı, zaten bedeniyle mücadele eden insanları işte böyle vuruyor.
04:41Masaya geri döndüğünde, sohbetin hızı hiç kesilmemiş, sadece boyutu değişmiş.
04:45Beden sağ çöküş bitmiş, zihin sağ çöküş başlamış.
04:48Bu sefer Alzheimer hastası Hacı Bekir'in hikayesi anlatılıyor.
04:51Hacı Bekir, evine gitmek için altı üstü beş yüz metrelik bir yola çıkıyor.
04:55Ama tamamen kayboluyor.
04:57Kendini şehrin kilometrelerce dışında buluyor.
05:00Dondurucu yağmurun altında tir tir titrerken, şans eseri trafik polisleri buluyor onu.
05:05Boynunda asılı bir telefon var, oradan oğluna ulaşıyorlar da kurtuluyor adamcağız.
05:09Sonrasında on gün yataktan kalkamıyor tabii.
05:12Masadakiler bunu duyunca ne mi yapıyor?
05:14Kendi geleceklerinden o kadar korkuyorlar ki kulaklarını çekip masaya iki kez vuruyor ve koro halinde amin diyorlar.
05:21Zihnin kayboluşu gerçeği yüzlerine soğuk bir su gibi çarpıyor.
05:25Dördüncü bölüm Hurdaya Çıkmış Emekliler
05:27Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor.
05:30Kahvehanedeki hastalık ve acı hikayelerinin ise maalesef sonu gelmiyor.
05:34Ve bizim anlatıcımız, hani o sabahtan beri pastı demirlerinin olduğu sanayi hurdalığına gideceklerini sanan anlatıcımız artık dayanamıyor.
05:41Ortamın bağlamından o kadar kopuk ki hala sıranın hurdalığa gelmesini bekliyor.
05:46Şevket'in kulağına doğru eğilip büyük bir ciddiyetle fısıldıyor.
05:50Şevket, biz ne zaman gideceğiz hurdalığa?
05:52Ve işte geldik hikayenin bizi can evimizden vurduğu o meşhur finali.
05:57Şevket bunu duyunca eksik sarı dişlerini göstere göstere basıyor kakayı.
06:01Gülmesi bitince arkadaşının sırtına şöyle okkalı bir yumruk indiriyor ve diyor ki
06:05Hurdalık burası be oğlum.
06:07Burada hurdaya çıkmış emeklilerden başka kimse var mı?
06:10O an hurdalık kelimesi beynimizde adeta şimşek gibi çakıyor.
06:14Anlıyoruz ki bu mekan eski metallerin atıldığı bir sanayi bölgesi falan değil.
06:18Burası toplumun artık üretken bulmadığı, bedenleri tabiri caizse yağ kaçıran motorlara dönmüş insanların
06:24bir köşeye atıldığı, emeklilerin bizzat kendi kendilerini etiketlediği devasa bir bekleme salonu.
06:30Oldukça sarsıcı bir hikaye öyle değil mi?
06:33Bizi yaşlanmanın sadece fiziksel değil, asıl o ağır psikolojik ve toplumsal yüzüyle karşı karşıya bırakıyor.
06:39Şimdi Şevket'in o acı kahkahasını aklınızda tutun ve şunu düşünün.
06:44Modern toplum olarak yaşanan vatandaşlarımıza baktığımızda gerçekten ne görüyoruz?
06:48Hayat tecrübesiyle desteklenmesi, saygı duyulması gereken bireyler mi?
06:52Yoksa tıpkı o kahvehanede olduğu gibi işlevini yitirmiş ve hurdaya ayrılmayı bekleyen bozuk parçalar mı?
06:58O mekana, orayı kullananların hurdalık demesi, hepimizin üzerine uzun uzun düşünmesi gereken çok ama çok ağır bir gerçeği özetliyor.
07:07Bu incelememize katıldığınız için çok teşekkürler.
07:10Umarım dünyaya ve çevrenizdeki yaşlılara artık biraz daha farklı bir gözle bakarsınız.
07:14Görüşmek üzere.
07:15İzlediğiniz için teşekkür ederim.

Önerilen