00:00Herkese merhaba. Bugün Mehmet Özkendirci'nin kaleme aldığı, inanılmaz çarpıcı, biraz yürek burkan ama bir o kadar da kara mizahla
00:07dolu hurdalık adlı metni konuşacağız.
00:10Biliyor musunuz bu metin sadece basit bir anı veya hikaye değil.
00:14Yaşlanmanın ve asıl önemlisi toplumun emeklilere bakış açısının çok sarsıcı bir metaforu.
00:19Özellikle odaklanacağımız bir nokta var.
00:21Emeklilerin toplanıp vakit geçirdiği ve bizzat kendi aralarında hurdalık olarak adlandırdığı o mekan.
00:27Bu isimlendirmenin altındaki o ağır anlama hep birlikte bakacağız.
00:31Hadi başlayalım.
00:33Düşünsenize öğleden sonra saat iki civarı, sakin sakin kahvaltınızı ediyorsunuz derken ilkokul arkadaşınız Şevket arıyor.
00:41Şevket'i de öyle sıradan biri sanmayın. Tutumluluğun hatta cimriliğin kitabını yazmış bir adam.
00:46Pat diye saat iki de hurdalığa gidiyoruz tamam mı diyor ve siz daha tek bir kelime bile edemeden telefonu yüzünüze
00:52kapatıyor.
00:53Aklınıza ne gelirdi? Benim gözümün önüne direkt paslı demirler, üst üste yığılmış hurda arabalar, motor yağları falan gelirdi herhalde.
01:01Hele ki arayan Şevket ise kesinlikle yine ucuza bir parça kapatacak, beni de yanında sürüklüyor diye düşünürsünüz.
01:07Haksız mıyım?
01:09Birinci bölüm. Beklenmedik bir hurdalık daveti.
01:11Bizim anlatıcı da beklemeyi hiç sevmez. Saat ikide kapı çalınca anında aşağı iniyor.
01:17Yolda yahu hurdalıkta ne işimiz var diye defalarca sormasına rağmen Şevket'ten tek bir cevap alabiliyor.
01:24Bekle, görürsün.
01:25Yürüyorlar, yürüyorlar ve şehrin göbeğinde bir parka geliyorlar.
01:29Parkın içinde de tıklım tıklım bir belediye emekliler kahvehanesi var.
01:33Ama öyle böyle bir kalabalık değil.
01:35İğne atsanız yere düşmez ve içerideki istisnasız herkes 60 yaş ve üzeri.
01:39Şimdi ortada devasa bir şok var.
01:42Hani pasta demirler, hani o sanayi tipi hurdalık?
01:45Anlatıcımız kendini bir anda hayatında daha önce hiç adım atmadığı yaşlı adamlarla dolu o kahvehanede buluveriyor.
01:52İkinci bölüm. Masadaki bitmeyen hastalık sohbetleri.
01:56İçeri girip arka masalardan birine Şevket'in gurbetten yeni dönmüş mali müşavir arkadaşı Fuat'ın yanına oturuyorlar.
02:03Masadaki tanışma faslı, inanın bana saniyeler sürüyor ve konu anında asıl meseleye, yani hastalıklara geliyor.
02:10Ama öyle böyle değil.
02:11Adeta bir hastalıklar senfonisi çalmaya başlıyor.
02:14İnsan bedeninin yavaş yavaş nasıl iflas ettiğini, inanılmaz mekanik benzetmelerle dinliyoruz.
02:20Biri, gece uykum kevgire döndü diye söyleniyor.
02:23İki yıl önce prostat ameliyatı olmuş ama hala tuvalete yetişemiyormuş.
02:26Diğerinin yorumuysa, durumu mükemmel özetliyor.
02:29Contalar eskidi, motor yağ kaçırıyor.
02:32Sonra konu basur belasına geliyor.
02:34Acı yemeğin nasıl bir lükse dönüştüğü, kabızlığın cehennem azabı olduğu konuşuluyor.
02:39Bir başkası boğazına alacaklı bir esnaf gibi yapışan balgamdan dert yanıyor.
02:43Masada tek konu var, bedensel çöküş.
02:45Ve tam bu karanlık, iç karartıcı tablonun ortasında inanılmaz trajikomik bir detay duyuyoruz.
02:52Masadakilerden biri büyük bir gururla basurunun nasıl şıp diye geçirdiğini anlatıyor.
02:56Bir arkadaşı ona acı badem çekirdeği yemesini tavsiye etmiş.
03:00Masadaki herkes pür dikkat.
03:01Desene biz de yesek kurtuluruz havasındayken, adam gayet sıradan bir şeyden bahseder gibi şu bombayı patlatıyor.
03:08Sonradan öğrendim ki bu çekirdek siyanürmüş.
03:10Fazla yiyince adamı öldürürmüş.
03:12Aradan yıllar geçti, günde kaç tane yediğimi unuttum.
03:15Şaka gibi değil mi?
03:16O acıdan kurtulmak için her gün azar azar zehir yemeği bile normalleştirmek.
03:21Bu, yaşlılığın getirdiği o derin çaresizliği gösteren çok ama çok karanlık bir detay.
03:27Üçüncü bölüm, tuvalet kuyruğunda yaşanan çile.
03:30Anlatıcımız bu muhabbetten o kadar bunalıyor ki, bari gidip yüzüme biraz su çarpayım diyerek tuvalete kaçıyor.
03:37Ama oradaki manzara içeriden de beter.
03:39Karşısında resmen eziyetin matematiği var.
03:42Düşünün, koskoca mekanda topu topu sadece iki tane tuvalet kabini var.
03:46Ama kapıda idrarını kaçırmamak için sağa sola kıvranan, resmen acı içinde dans eden 10 kişi bekliyor.
03:52Hepsi yaşlı, muhtemelen hepsinin prostat sorunu var.
03:55Bu sadece bir plansızlık değil, belirli bir yaş grubunun ihtiyaçlarının tasarımda ve mimaride nasıl tamamen göz ardı edildiğinin acı bir
04:03kanıtı.
04:04Bu duruma dayanamayan anlatıcımız sesini yükseltiyor.
04:07Ya arkadaş diye bağırıyor, bir tane tuvalet kabini yapıp üç tane pisiver koysanız günaha mı girersiniz?
04:13Sırada bekleyenler o kadar dertli ki, anında emekliyi düşünen kim? diyerek ona hak veriyorlar.
04:19Hatta anlatıcımız, durumu kendisinden bile acil olan iki kişiye sırasını verip, arkalarından hayır duası bile alıyor.
04:26Ama işin en ironik kısmı ne biliyor musunuz?
04:28Onca beklemenin, onca isyanın ardından nihayet içeri girdiğinde, o kadar zorlanıyor ki sadece üç damla yapabiliyor.
04:35Sistemin hazırlıksızlığı, zaten bedeniyle mücadele eden insanları işte böyle vuruyor.
04:41Masaya geri döndüğünde, sohbetin hızı hiç kesilmemiş, sadece boyutu değişmiş.
04:45Beden sağ çöküş bitmiş, zihin sağ çöküş başlamış.
04:48Bu sefer Alzheimer hastası Hacı Bekir'in hikayesi anlatılıyor.
04:51Hacı Bekir, evine gitmek için altı üstü beş yüz metrelik bir yola çıkıyor.
04:55Ama tamamen kayboluyor.
04:57Kendini şehrin kilometrelerce dışında buluyor.
05:00Dondurucu yağmurun altında tir tir titrerken, şans eseri trafik polisleri buluyor onu.
05:05Boynunda asılı bir telefon var, oradan oğluna ulaşıyorlar da kurtuluyor adamcağız.
05:09Sonrasında on gün yataktan kalkamıyor tabii.
05:12Masadakiler bunu duyunca ne mi yapıyor?
05:14Kendi geleceklerinden o kadar korkuyorlar ki kulaklarını çekip masaya iki kez vuruyor ve koro halinde amin diyorlar.
05:21Zihnin kayboluşu gerçeği yüzlerine soğuk bir su gibi çarpıyor.
05:25Dördüncü bölüm Hurdaya Çıkmış Emekliler
05:27Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor.
05:30Kahvehanedeki hastalık ve acı hikayelerinin ise maalesef sonu gelmiyor.
05:34Ve bizim anlatıcımız, hani o sabahtan beri pastı demirlerinin olduğu sanayi hurdalığına gideceklerini sanan anlatıcımız artık dayanamıyor.
05:41Ortamın bağlamından o kadar kopuk ki hala sıranın hurdalığa gelmesini bekliyor.
05:46Şevket'in kulağına doğru eğilip büyük bir ciddiyetle fısıldıyor.
05:50Şevket, biz ne zaman gideceğiz hurdalığa?
05:52Ve işte geldik hikayenin bizi can evimizden vurduğu o meşhur finali.
05:57Şevket bunu duyunca eksik sarı dişlerini göstere göstere basıyor kakayı.
06:01Gülmesi bitince arkadaşının sırtına şöyle okkalı bir yumruk indiriyor ve diyor ki
06:05Hurdalık burası be oğlum.
06:07Burada hurdaya çıkmış emeklilerden başka kimse var mı?
06:10O an hurdalık kelimesi beynimizde adeta şimşek gibi çakıyor.
06:14Anlıyoruz ki bu mekan eski metallerin atıldığı bir sanayi bölgesi falan değil.
06:18Burası toplumun artık üretken bulmadığı, bedenleri tabiri caizse yağ kaçıran motorlara dönmüş insanların
06:24bir köşeye atıldığı, emeklilerin bizzat kendi kendilerini etiketlediği devasa bir bekleme salonu.
06:30Oldukça sarsıcı bir hikaye öyle değil mi?
06:33Bizi yaşlanmanın sadece fiziksel değil, asıl o ağır psikolojik ve toplumsal yüzüyle karşı karşıya bırakıyor.
06:39Şimdi Şevket'in o acı kahkahasını aklınızda tutun ve şunu düşünün.
06:44Modern toplum olarak yaşanan vatandaşlarımıza baktığımızda gerçekten ne görüyoruz?
06:48Hayat tecrübesiyle desteklenmesi, saygı duyulması gereken bireyler mi?
06:52Yoksa tıpkı o kahvehanede olduğu gibi işlevini yitirmiş ve hurdaya ayrılmayı bekleyen bozuk parçalar mı?
06:58O mekana, orayı kullananların hurdalık demesi, hepimizin üzerine uzun uzun düşünmesi gereken çok ama çok ağır bir gerçeği özetliyor.
07:07Bu incelememize katıldığınız için çok teşekkürler.
07:10Umarım dünyaya ve çevrenizdeki yaşlılara artık biraz daha farklı bir gözle bakarsınız.
07:14Görüşmek üzere.
07:15İzlediğiniz için teşekkür ederim.