00:00Her an, her saniye patlak veren son dakika haberleriyle dolu bir dünyada yaşıyoruz.
00:05Peki bu karmaşanın ortasında modern gazeteciliğin görünmeyen yüzünde neler yaşanıyor?
00:10Gelin bugün gazetecilerin karşılaştığı o ilginç baskılara biraz daha yakından bakalım.
00:16Evet, nereden başlamalı?
00:17Sanırım en doğrusu hikayemizin geçtiği o inanılmaz yoğun, hatta bunaltıcı medya atmosferinden başlamak.
00:25Düşünsenize bir o anı.
00:26Canlı yayındasınız ve kulağınıza bir fısıltı geliyor.
00:29Gazze, 1200 ölü, 250 rehine.
00:33Bir yanda o ilk şok dalgası, diğer yanda bunu saniyeler içinde hatasız bir şekilde milyonlara aktarma baskısı.
00:39İnanılmaz bir durum.
00:41Ve tabii bu kaos sadece tek bir yerde değil.
00:44Siz daha bir haberi sindirmeye çalışırken hop dünyanın öbür ucundan, Sydney'den bir son dakika daha düşüyor.
00:50Bilgi akışı asla durmuyor.
00:51Ve tam ne oluyor demeye kalmadan bu sefer de gündem anında Suriye sınırına kayıyor.
00:58Bir önceki haber mi?
00:59Neredeyse unutuldu bile.
01:01İşte gazetecilerin her gün içinde yüzdüğü o devasa, durdurak bilmeyen bilgi okyanusu tam olarak bu.
01:08Peki, tüm bu hengamenin, bu kaosun tam ortasında duran bir gazetecinin aklında ne var dersiniz?
01:14Sadece bir sonraki son dakika haberi mi?
01:17Aslında çok daha fazlası.
01:19Mesleğinin temel bir sorunu da zihnini kurcalıyor.
01:22Şimdi, odamızı biraz daha daraltalım ve basına çok sık yöneltilen o tanıdık eleştiriye gelelim.
01:29Hani hep duyarız ya, neden doğru dürüst soru sormuyorlar?
01:32Özellikle de iktidarın karşısına çıkan, resmi toplantılara katılan gazetecilere yönelik bu sitemi çok sık duyarız.
01:39Neden zor soruları sormadıkları hep bir merak konusudur.
01:42Ama ilginç olan şu ki, bu soruyu sadece bizler sormuyoruz.
01:47İşte bakın, bu metnin yazarı olan gazeteci de kendine sormuş.
01:51Yahu bu eleştiriler ne kadar aklı.
01:53Bu aslında bir tür mesleki vicdan muhasebesi.
01:57Ve bu sorunun cevabını ararken yolumuz şaşırtıcı bir yere çıkıyor.
02:01Tam 11 yıl önce yazılmış bir makaleye.
02:05Evet, olay burada ilginçleşiyor.
02:0711 Aralık 2011.
02:09Selmi Yılnaz'ın kaleme aldığı hiçbir şey sormamak gerek başlıklı bir yazı.
02:14Yani 10 yıldan fazla bir zaman geçmiş ama okuduğunuzda sanki bugün yazılmış gibi değil mi?
02:19İşte bu meselenin ne kadar köklü olduğunu gösteriyor.
02:23Makalede anlatılan çok somut bir olay var.
02:26Ardahan olayı.
02:27Bakın olay nasıl gelişiyor.
02:29Amaç ne, ziyarete gelen İran heyetine ABD'nin yeni füze kalkanı projesini sormak.
02:35Umut ne, küçücük bir şehir olan Ardahan'ı bu haberle dünya gündemine taşımak.
02:40Peki sonuç?
02:41Muhabirler elleri boş dönüyor.
02:43Neden mi?
02:44Çünkü yetkililer çok net bir dille soru sorulmasını yasaklıyor.
02:48İşte size büyük bir haber umudunun basit bir yasakla nasıl suya düştüğünün hikayesi.
02:53İşte bu olay bizi meselenin can alıcı noktasına getiriyor.
02:58Sorun sadece soru sormaktan çekinen bir basından ibaret değil.
03:02Durum çok daha karmaşık.
03:04Gelin şimdi şu iki taraflı baskıyı bir masaya yatıralım.
03:08Bu tablo durumu harika özetliyor aslında.
03:11Bir mengene düşünün.
03:12Bir tarafta yetkililer var.
03:13Diyorlar ki fotoğrafımızı çekin, haberimizi yapın ama sakın soru sormayın.
03:18Diğer tarafta ise kamuoyu.
03:20Basını sürekli eleştiriyor ama gazete alarak,
03:23reklam vererek yani maddi olarak destekleyerek yaşamasını sağlamıyor.
03:27İşte gazeteciler tam da bu iki gücün arasında sıkışıp kalmış durumda.
03:31Bu baskıları biraz daha açalım isterseniz.
03:34Yukarıdan gelen baskı ne?
03:36Eleştiriye anında sinirlenen yetkililer,
03:38zor soru soranı adeta cezalandıran bir sistem.
03:41Peki ya kamuoyundan gelen baskı,
03:44maddi destek olmadan sürekli eleştiri,
03:47hatta basının nasıl ayakta kaldığını hiç düşünmeden onu satılık olmakla suçlamak?
03:51İşte bu ortam gazetecilik yapmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.
03:57Peki tüm bunlar bizi nereye getiriyor?
04:01Artık yavaş yavaş sonuca doğru gidelim ve bu durumun gazeteciliğin ta kendisi hakkında ne kadar rahatsız edici bir soruyu ortaya çıkardığını görelim.
04:10Şimdi bütün bu konuştuklarımızı bir araya getirdiğimizde şunu görüyoruz,
04:15asıl mesele sadece soru sormaktan korkan ya da çekinen gazeteciler değil.
04:20Sorunun kökeni aslında başka bir yerde.
04:22Asıl mesele kendilerine soru sorulmasından korkan yetkililerde.
04:27İşte bu noktada o büyük ikilemin tam ortasında buluyoruz kendimizi.
04:32Peki gazetecileri aslında onlara dayatılan bir sessizlik için suçlamak ne kadar adil?
04:38Suçlama okunu kime çevirmeliyiz?
04:41Ve bu analizi Selmi Yılmaz'ın 2011'deki o makalesinden o sarsıcı cümleyle bitirelim.
04:48Belki de en iyisi hiçbir şey sormadan gazetecilik yapmak gerek.
04:52Düşünün 11 yıl önce yazılmış bu cümlenin bugün hala bu kadar geçerli olması.
04:57Belki de üzerinde en çok düşünmemiz gereken şey bu.