00:00Hepimiz biliyoruz değil mi? Sabah uyanıyoruz ve o görünmez ama tonlarca ağırlıktaki yük hemen omuzlarımıza çöküyor.
00:07Modern yaşamın kaçınılmaz mecburiyetleri, ortalama bir vatandaşı her gün yavaş yavaş nasıl eziyor hiç üzerine düşündünüz mü?
00:15Bugünkü bu incelememizde tam da bu konuyu. Hayatımızı dört bir yandan saran o ağır mecburiyetleri mercek altına alıyoruz.
00:22Bu sözler bir yerlerden tanıdık geldi mi? Hani 90'larda dillerden düşmeyen o meşhur enfö şarkısı vardır ya, o zamanlar
00:31belki sadece eğlenceli bin akarattı hepimiz için.
00:34Ama bugün, bugün maalesef günlük hayatta kalma savaşımızın resmi marşı ayına geldi resmen. Adım atıyoruz mecburen, nefes alıyoruz mecburiyetten.
00:43Bölüm 1. Hayatımızın yeni şarkısı mecburen. Bu mecburiyet hissi artık hayatımızın her hücresine sızmış durumda.
00:52Yani sabahın köründe sıcacık yataktan kalkmak mecburen. Kendimizi sokaklara atmak o da mecburen.
00:59Yazarımız durumu aslında çok şiirsel bir çaresizlikle özetliyor.
01:03Yolda bir tanıdıkla karşılaşıp iki lafın belini kırmak bile bazen içten gelen bir istek değil de yapılması gereken rutin bir
01:09görevmiş gibi hissettiriyor.
01:11Asıl yorucu olan ne biliyor musunuz? Nerede ne ucuz, hangi reyonda indirim market dolaşma mecburiyeti.
01:18İsteyerek değil tamamen hayatta kalma güdüsüyle kendimizi dışarı atıyoruz.
01:23Bölüm 2. Emeklinin zorlu market mesaisi.
01:26Özellikle emeklilerimiz ve asgari ücretle geçinmeye çalışan vatandaşlarımız için gıda enflasyonuyla mücadele tam anlamıyla bir hayatta kalma savaşı.
01:35Şu %90 oranına bir bakın. İnanılmaz değil mi?
01:39Yazarımızın o keskin gözlemine göre bugün bir emekliye sabah sporunuz nedir diye sorsanız %90'ı market market dolaşmak diyecektir.
01:47En ucuz domatesi en uygun peyniri bulmak için kilometrelerce yürümek.
01:52Bu bir spor falan değil dostlar. İnsanların kendini mecbur hissettiği zorunlu bir maraton.
01:57Peki bu maratonda duraklarımız nereler?
01:59Kurumsal zincir süpermarketler ve bizim o bildiğimiz geleneksel semt pazarları arasındaki uçuruma bir bakalım.
02:06Süpermarketler kendi seçtikleri birkaç üründe devede kulak misali indirimler yapıp bunu bize büyük bir lütufmuş gibi sunarken
02:13semt pazarları kelimenin tam anlamıyla dar gelirlinin can simidi oluyor.
02:17Pazarlarda yarı fiyatına satılan ikinci el eşyalar var artık.
02:20Hatta öyle bir dönemdeyiz ki meyvelerin kiloyla değil taneyle satıldığı tezgahlar görüyoruz.
02:25Pazar fakir fukara için gerçekten büyük bir nimet.
02:29Yazarımızın burada çok haklı ve acı bir eleştirisi var.
02:32Eskiden ne derdik hep? Müşteri velenimettir.
02:35Bu yazılı olmayan bir kuraldı. Ama artık o devir kapandı.
02:38Bir şeyler oldu ve kavramlar tamamen yer değiştirdi.
02:42Artık marketler müşteriye fikir bile sormuyor.
02:44Pazarın hemen yanına açılıp kendi varlıklarını adeta bize bir kıyakmış gibi sunuyorlar.
02:49Sistem market velenimetimizdir olarak güncellendi
02:52ve o eski müşteri saygısı maalesef raflardan tamamen kalktı.
02:56Gelelim üçüncü bölüme.
02:58Ay sonu kabusu, faturalar.
03:00Diyelim ki gıda savaşını bir şekilde atlattık.
03:03Bitmiyor ki.
03:04Göz açıp kapayıncaya kadar gelen o ay sonu kabusu var sırada.
03:08Maaşı aldığınız saniye başlayan o panik.
03:10Önce kira dikiliyor kapıya.
03:12Tam bir canavar.
03:13Hemen ardından su faturası.
03:14Hani faturaya bakıyorsunuz, sanırsınız evde hiç sahip olmadığınız o lüks arabayı köpük köpük yıkamışsınız.
03:19Öyle bir meblağ.
03:20Sonra neredeyse kirayla yarışan, insanın aklını zorlayan site aidatları geliyor.
03:25Kalp çarpındızı yapan elektrik faturası ve kışın yaklaştığını iliklerinize kadar hissettiren o soğuk doğal kas faturası.
03:32Üst üste yığılıp resmen nefesimizi kesiyorlar.
03:34Tüm bu fatura yığınının önünde durup şu can alıcı soruyu sormamız gerekiyor kendimize.
03:39İnsanı yaşatmak denen o erdemi son zamanlarda gören oldu mu?
03:42Toplum olarak sadece fatura ödemek ve hayatta kalmak üzerine kurulu bu düzende insanların sadece yaşamasını, sağlama erdemini tamamen unuttuk mu
03:51dersiniz?
03:514. Bölüm Eylül telaşı ve okul masrafları
03:55Bütün bu aylık yükleri sırtlandık diyelim, peki ya mevsimsel krizler?
04:00Eğer ebeveynseniz Eylül ayının o tatlı okul zili heyecanı aslında çoktan yerine devasa bir kabusa bıraktı.
04:06Hem de bu kabus Ağustos ayının o sıcak günlerinde başlıyor.
04:10Eğer biraz birikiminiz yoksa ve okula giden birden fazla çocuğunuz varsa Eylül'ün ortasına kadar aşılması neredeyse imkansız bir masraftı.
04:18Ve inanın bu liste öyle bir iki kalemle de bitmiyor.
04:22Adım adım acımasızca büyüyor.
04:241. Adım kayıt ve okul ücretleri.
04:27Bitti mi? Hayır.
04:282. Adım formalar, eşofmanlar, spor ayakkabıları.
04:313. Adım o bitmek bilmeyen kırtasya listeleri.
04:354. Adım uçuk kaçık servis ücretleri.
04:38Geçmişte bir kalem bir defter yetiyorken modern eğitim sisteminin anne babalara dayattığı bu zorunlu masraf kalemleri gerçekten saymakla bitmiyor.
04:465. Bölüm
04:47Geçmişe Özlem
04:48Siyah Önlükler
04:50Gelin modern dünyanın bu boğucu faturalarından bir anlığına sıyrılalım.
04:54Şöyle bir 70 yıl geriye, geçmişin on naif, sade dünyasına uzanalım.
04:59Kaybolmasın diye boynumuza bir iple kolye gibi astığımız o kokulu silgileri hatırlayanlar vardır mutlaka.
05:04Öğleçmenlerin ya da babaların çakıyla özenle açtığı o ucu zor kırılan kurşun kalemler.
05:09Ve tabii ki saman yapraklı sarı matematik defterleri.
05:12O kadar.
05:13Sadece bu üç basit şeye sahip olmak bir çocuğun dünyalar kadar mutlu olması için, eğitime coşkuyla koşması için yeterliydi.
05:21Şimdi günümüzün o karmaşık lojistiyle o günleri bir yan yana koyalım.
05:25Bugün bitmek bilmeyen masraflar, çocukların sırtında taşıdıkları o ağır çantalar, okulda yenen pahalı yemekler var.
05:32Eskiden nasıldı?
05:33Ağır çantalar yoktu.
05:34Öğle malasız zili çaldığında eve koşulur, anneler evde ne bulduysa sıcak sıcak önüne koyar, çocuk karnını doyurup okula geri dönerdi.
05:42Bütün sınıflar aynı siyah önlüğü giyen çocuklarla doluydu.
05:46Eğitim gerçekten olması gerektiği gibiydi.
05:48Sade, gösterişsiz ve normaldi.
05:51Ve tüm bu sadeliğin arkasında yatan o eski anne babaların inanılmaz sessiz fedakarlıkları vardı.
05:58Şu cümlenin ağırlığına şu duyguya bir bakar mısınız?
06:01Ben okuyamadım ama ceketimi satar okuturum oğlumu kızıma.
06:04Eski toprak anne babalar karşılarına çıkan hiçbir mecburiyetten şikayet etmezdi.
06:09Sadece çocukları okusun diye kelimenin tam anlamıyla ceketlerini satar, ellerinden geleni yaparlardı.
06:15Sessizce şikayet etmeden.
06:17İşte tüm bu tablo bizi şu can alıcı soruyla baş başa bırakıyor.
06:21Modern yaşamın bu bitmek bilmeyen nefes aldırmayan mecburiyetleri sadece rutinlerimizi ve bütçemizi mi yeniden şekillendirdi yoksa hayattan aldığımız o basit
06:29sıradan yaşama sevincini o iç huzurumuzu tamamen çalıp götürdü mü?
06:33Sürekli bir şeylere mecbur olarak yaşamak aslında bizden neleri eksiltiyor?
06:37Bu incelememizin sonuna gelirken bu soruyu aklınızın bir köşesinde tutmanızı rica ediyorum.
06:42Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere merak etmeye ve sorgulamaya devam edin.