00:00Pekala. Haydi bu konuya derinlemesine de alalım.
00:03Hani hepimizin etrafımızdaki bazı meslek gruplarına karşı ister istemez kafasında oluşturduğu belli kalıplar, ön yargılar vardır. Değil mi?
00:11İşte bugün yanlış anlaşılan bir mesleğe dair tüm o kemikleşmiş bakış açınızı temelden sarsacak çok ama çok özel bir eseri
00:19inceliyoruz.
00:20Mehmet Şerif Alper'in Şerif'in Kasabası adlı anı ve şiir kitabı.
00:24Bu incelememizde o katı üniformanın ardında gizlenen tahmin bile edemeyeceğiniz kadar ince ve şiirsel bir ruhu hep birlikte keşfedeceğiz.
00:33Yani dürüst olalım şu keskin zıtlığa bir bakar mısınız?
00:36Bu eserin incelemesini kaleme alan Rosa Kurban'ın da en başta itiraf ettiği gibi çoğumuzun zihninde polislerle ilgili çok net
00:44bir şablon var.
00:45Bellerinde silah, ellerinde çop, mesleğin doğası gereği yüzü pek gülmeyen, adeta duygusuz robot gibi figürler.
00:52Peki ya gerçeklik? Aslında karşımızda şairane bir ruh, çok derin bir memleket sevdalısı ve sıcacık bir baba var.
01:00İşte Şerif'in kasabası kafamızdaki o soğuk şablonu resmen paramparça ediyor ve bize üniformanın içindeki o gerçek insanı Mehmet Şerif
01:09Alper'i tüm şeffaflığıyla gösteriyor.
01:111. Bölüm Bir Önyargı'nın Yıkılışı
01:14İlk başta insan duygusuz bir polis memuru ne yazabilir ki demekten kendini alamıyor.
01:20Belki şu an siz de aynı hataya düşüyorsunuz.
01:23Ama inanın bana bu hikaye ve şiir derlemesinin sayfaları arasında kayboldukça o katı önyargıların nasıl iskambil kağıdı gibi yıkıldığını görüyorsunuz.
01:32Çünkü karşımızda sıradan bir memur değil, hayatı bir edebiyatçı hassasiyetiyle süzgeçten geçiren gerçek bir yazar var.
01:40Mehmet Şerif Alper'in tam 30 yıla yayılan o devasa kariyerini bir düşünsenize.
01:44Kayseri, Yeşilhisar, Bitlis, Adilcavaz, Tunceli, Ankara, Malatya.
01:49Bütün bu duraklar sadece birer görev yeri değil aslında.
01:53Bunlar devasa bir gurbet hikayesinin 30 yıl boyunca evden, köklerden uzakta yaşamanın kilometre taşları.
02:00Sürekli yollarda olma halinin insanın ruhunda nasıl derin izler bırakabileceğini hayal edebiliyor musunuz?
02:072. Bölüm Palu ve Memleket Özlemi
02:09Gelin yazarımızın en derinlerine, o çok sevdiği köklerini inelim.
02:141942 yılında Elazığ'ın Palu ilçesinde aşağı mahallede başlayan bir hayat.
02:20Alper, mesleği uğruna Türkiye'nin dört bir yanını dolaşmış olsa da kalbini hep doğduğu o topraklarda bırakmış.
02:27Ve bu, yazarın memleketine duyduğu o eşsiz sevgiyi harika bir şekilde özetliyor.
02:32Mastardağ Kanyonu, bahçelerle süslenmiş Murat Nehri'nin içinden geçtiği şirin bir belde.
02:38Bakın bu sadece sıradan coğrafi bir tasvir falan değil.
02:41Bu bir adamın çocukluğuna, o coğrafyanın dağlarına, nehirlerine duyduğu saf aşkın yazıya dökülmüş hali.
02:47Şiirin şu mısralarındaki o yoğun duyguya, o ağırlığa bir bakar mısınız?
02:52Gurbette çok çektim çile.
02:54Derdimi anlatsam Murat Nehri gelirdi dile.
02:57Kendi acısının, içindeki o yakıcı memleket hasretinin büyüklüğünü anlatmak için,
03:02koskoca cansız bir nehrin bile dile geleceğini söylüyor.
03:05Bizim o katı, kuralcı, soğuk sandığımız polis memurunun,
03:10geceleri nöbet tutarken ya da gurbet evinde yapayalnızken,
03:13kağıda döktüğü bu dizeler, iç dünyasının ne kadar narin olduğunu kanıtlamıyor mu sizce de?
03:18Aslında buradaki temel meselemiz gurbet.
03:21Bu kelime, sadece paluyu özleyen bir polisin değil,
03:25inanın bana hepimizin ortak, o evrensel acısını temsil ediyor.
03:29İncelemeyi yapan Rosa Kurban da, kendi hayatından bir pay çıkararak,
03:33memleketinden çok uzaklarda yaşadığı bu gurbet hissiyle,
03:37Alper'in şiirlerinde kendini nasıl bulduğunu anlatıyor.
03:40Çünkü dünyanın neresinde olursanız olun, o dert aynıdır, o ince sızı hep aynı kalır.
03:46Üçüncü bölüm, Gurbet ve Gerçek Hayatlar
03:49Şimdi, bu anlatılanlarla ilgili asıl ilginç olan şey şu,
03:54Alper'in kitabı sadece bir memleket güzellemesi değil,
03:57aynı zamanda muazzam bir sosyolojik gözlem günlüğü.
04:01Gittiği her yerde, o yörenin insanını, kültürünü,
04:04resmen kendi memleketiyle kıyaslayarak incelemiş.
04:07Mesela, Kayseri Yeşilhisar'da, kadınların bağda bahçede camla başla çalışıp,
04:12erkeklerin kahvelerde vakit geçirmesi onu o kadar şaşırtmış ki.
04:16Kendi doğup büyüdüğü yerlerin adetlerine hiç benzemiyor çünkü.
04:19İşin içine bir de gerçek karakterler giriyor tabii.
04:22Elektrik lambasını mum sanıp üfleyerek söndürmeye çalışan Şevket Ağa'nın o inanılmaz masumiyeti.
04:28Ya da cömert fırıncı mılla mevlüdün,
04:30bir dilenciye verdiği sadece bir dilim ekmekle akıl alılmaz bir şekilde hayatının kurtulması.
04:36Bunlar okura hem tebessüm ettiren,
04:38hem de çok derin hayat dersleri veren,
04:40sıradan insanların o sıra dışı samimi hikayeleri.
04:434. Bölüm Kaybolan Gelenek Mektuplar
04:47Bugün hepimiz telefonlara, mesazlara gömülmüş durumdayız değil mi?
04:51Modern iletişim araçları hayatımızın her köşesini ele geçirdi.
04:55İşte yazarın kitapta en çok hayıflandığı,
04:58içini sızlatan konulardan biri de bu mektuplaşma geleneğinin yok olması.
05:01Eskiden, ileteşimin, duyguları aktarmanın en samimi yolu olan o kağıda rekaleme dokunma hissini çok özlüyor.
05:08Torunları Alper ve İzel'e yazdığı şu satırlar,
05:11modern çağa atılmış, çok zarif bir çığlık adeta.
05:14Güzel anları belgelemek adına bize,
05:16sizin kurduğunuz güzel cümlelerle donanmış mektuplar yollayın diyor.
05:20Sadece yüzeysel bir mesajlaşma değil,
05:23kelimelerin değerini bilin,
05:24kendinizi iyi ifade edin ve yazma kültürünü yaşatın demek istiyor.
05:27Gerçekten de ne kadar kıymetli, ne kadar ince düşünülmüş bir miras, öyle değil mi?
05:33Ve geldik en can alıcı yere.
05:355. Bölüm
05:36Bir Babanın Kızlarına Sevgisi
05:38Yazarımız eşine ve üç kızı Feyziye, Ayşegül ve Selda'ya resmen ölümüne, eşsiz bir sevgiyle bağlı.
05:47Gurbetin o soğuk, zorlu memuriyet yıllarında,
05:50onun yegane sığınağı, nefes aldığı tek yer hep ailesi olmuş.
05:54İşte tam burada o sert, tavizsiz polis imajı tamamen yerle bir oluyor.
06:00Çocuklarının ondan tarifsiz bir sevgiyle, bir aşkla bahsettiği muazzam bir baba portresi çıkıyor karşımıza.
06:07Sevginin dünyadaki en yüce değer olduğunu çok iyi bilen,
06:10kız çocuklarının ilk aşkı, o gerçek kahrama,
06:13Kitabın son sazını bizzat kızları kaleme almış.
06:17Lütfen şu kelimelerin gücüne, o samimiyete bir bakın.
06:21Babalarını, dağ gibisin, sırtımızı yasladığımız diyerek tanımlıyorlar.
06:25Düşünebiliyor musunuz?
06:27Sadece varlığının bilinmesi bile,
06:29kızlarının hayata karşı omuzlarının dik durmasına,
06:32cesur olmalarına yetiyor.
06:33Bir insanın çocuklarına bırakabileceği en büyük miras,
06:37onlara her koşulda hissettirdiği bu sarsılmaz güven duygusundan başka ne olabilir ki?
06:41Hemen devamına bakalım çünkü burası cidden çok çarpıcı.
06:45O dönemlerin toplum yapısındaki geleneksel yargıları nasıl paramparça ettiğine bir dikkat edin.
06:51Kızlarını, her işini kendi kendine yapan ve kimseye muhtaç olmayan bağımsız bireyler olarak yetiştirmiş.
06:57Erkek çocuk beklentisinin çok yüksek olduğu bir dönemden bahsediyoruz.
07:00Ama o, kızlarını ayakları üzerinde tek başlarına durmayı, güçlü olmayı, sınırları aşmayı öğretmiş.
07:07Kesinlikle zamanının ötesinde vizyoner bir baba.
07:09Bu muazzam ve bir o kadar da duygusal hikayenin sonuna gelirken,
07:14hepimizin kendi kendine sorması gereken çok büyük bir soru kalıyor aklımızda.
07:18Her gün sokakta yanından öylece geçip gittiğimiz,
07:21belki sadece üniformasına, belki de görünüşüne bakıp bir şablon içine hapsettiğimiz insanların içinde,
07:27kim bilir nedenle şiirsel, nedenle derin dünyalar saklı.
07:31Mehmet Şerif Alper'in kalemi bize sadece bir polisin anılarını anlatmakla kalmadı,
07:36ön yargılarımızdan kurtulduğumuzda bir insanın ne kadar derin,
07:40ne kadar muazzam bir varlık olabileceğini hepimize gösterdi.
07:43O yüzden bir dahaki sefere birine baktığınızda,
07:46o buzdağının görünmeyen kısmını, o muazzam gizli derinliği hatırlamanızı dilerim.
07:51Bu güzel keşif yolculuğunda bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkürler.